EKSEN YİNE KAYDI. AVRASYA EKSENİ ŞOKTA. SÜFYAN TERS KÖŞEYE YATIRDI. ETÖCÜLER NİYE KAÇIYOR. ADALET ALTIN YILLARINDA. HUKUK ZİRVEDE. MASUMLARSA AKLANIRLAR. IŞİD TERÖR SUÇLARI FETÖ’YE (FAŞİST EGEMEN TERÖR ÖRGÜTÜ) YIKILIYOR… EDEN BULUR…

SÜFYAN VE AİLESİ ALTINI VE DOLARI ÇOK SEVİYOR. KOLAY KOLAY RABBİNİ BIRAKAMAZ. Kahramanmaraş’ın Kale köyünden iki rütbeli asker Suriye’de şehit oldu. İkisinin ismi aynı iddianamede “cemaatçi” olarak geçiyordu. Soruşturma sessizce açılırken ihraç edilmediler ancak Suriye’de en tehlikeli bölgeye gönderildiler. Benzer vaka çok..
KAYIP ÇEŞİTLERİ. TYPES OF LOSS… ETÖ VE ERDOĞAN SAVAŞINDA SON TANGO… RUSYA İLE ABD ARASINDA BEYNAMAZ… ÇİN BEKLESİN. REİZ KESİN SATAR… GARANTİLİ SATIŞLAR MEVSİMİ…

Gül Şahin@Glahin02683116·4hBir F*tö masalı; Kurgulayanlar Ergenekon, Mit,AKP,MHP, oyuncular ergenekon medyası, CHP Perinçekgiller,troller,izleyici halk.. Yayında ve yapımda emeği geçen herkesin Allah cezasını versin…

Image
Biraz beyin jimnastiği yapalım, algı nasıl işlenir üzerine. 1-2014 yılında paralel yapı adı altında bir söylem yasalaştırılıyor.. “Silahlı terör örgütü” ama ortada ne silah var nede silahlı vs herhangi bir eylem.. Şimdi düşünün koca bir ülke algı operasyonları İle nasıl bu hale getirildi diye.. Özellikle F*tö söylemi ile binlerce insanın vebaline girenler, kimlerin peşinden neden gittiğinizi ve nasıl kandırıldıgınızı anladınız mı ? cemaatle İle uzaktan yakından ilgisi olmayan binlerce insanı ,Erdoğan’nın isteği doğrultusunda ona istediği kadro yolunu açmak için F*tö çuvalına koymuşmudur? Ergenekon F*tö algısını hem sosyal medya hem basın yayın organları üzerindenden istediği gibi empoze etmişmidir ? Ergenekon işlediği tüm suçları F*tö algısı üzerinden aklamaya çalışmışmıdır? Rejimi ele geçirmek ve Türkiye’yi istediği çizgiye getirmek için iktidarın işilediği tüm suçları görmezden gelip suça ortak olmuşmudur? 15 Temmuz İle istedikleri hedefe ulaşmışmıdır?
Image
9 Nisan 2009’da PKK’ya yönelik bir operasyon yapmış, Hasan Lala bu operasyonda gözaltına alınmıştı. Hakkında dava açılan Lala, 9 Ekim’de İstanbul 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmada beraat eden Hasan Lala’nın yanındaki kişi Murat Başbuğ yani İlker Başbuğ’un oğlu. Yaşar Büyükanıt’a dair .. Dedesinin “ajan” olarak yakalanması ve mezarının Kudüs’te olma nedeni VAR… okuyun
http://islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1227

ÇOK EĞLENCELİ VE ZEVLİ OLUYOR. ASIL SATIŞI RUS LİDER PUTİN YAPIYOR. ETÖCÜ PERİNÇEKCİ 15 TEMMUZ DARBECİSİ DOSTLARINI ERDOĞAN’IN NATO AŞKINA HARCAMASINA İZİN VEREMEZ. SONRA NASIL TAVİZ KOPARTACAK DİMİ?

Image
Şair burada ne demek istemiş… Ergenekon neden F*tö üzerinden gündem peşinde ? İran’da kolu kanadı kırılan, içerde neredeyse tüm hücreleri ile deşifre olan,Putin’den yiyecekleri kazığa kılıf arayan Ergenekon korkuyor..! Tıpkı Şuan ABD’nin kollarına düşen ve sonu Lahey’de bitecek olan Erdoğan gibi
Image
Meclis’te sandalyesi bile bulunmayan Doğu Perinçek’in TSK içinde cumhuriyet Başsavcılığının 64 sayfalık bir raporundan bahşediyor ki,eğer bu bir terör davası ise gizli yürütülmesi gerekiyor ama her hikmetse bu açıklamayı Doğu Perinçek yapıyor

HEYECANLA İZLİYORUZ KAPIŞMAYI… OLAN YİNE GARİPLERE OLUYOR…

BOLD ÖZEL Fişlenen askerler ön cepheye… Suriye’de aynı köyden iki rütbeli asker şehit oldu. İkisinin ismi de aynı iddianamede “cemaatçi” olarak geçiyordu. İhraç edilmeden sessizce en tehlikeli cepheye gönderildiler. Benzer çok sayıda asker var. Akın Öztürk darbe yapacak olsa 15 Temmuz’dan bir gün önce Şirin Ünal tarafından aranıp “Yarın önemli bşr toplantımız var” diyerek izmirden ilk uçakla getirtilmezdi @eczozgurozel
yalancı ve iftiracısın .. Yüreğin varsa Şirin Ünal hakkında Meclis’e araştırma önergesi ver !! Ayrıca Erdoğan’ın,uluslararası suçlara bulaştığını, ( işid CEO’su,Silah kaçakçılığı ve kara para aklamak) bildiğiniz halde neden f*tö söylemi üzerinden vuruyorsunuz ayrıca “biz onu böyle indirmek istemiyoruz” dediğiniz diploma sizin derdiniz ülke değil biz bunu iyi biliyoruz !! Ergenekon’un siyasi tetikçilerinden biride sensin @eczozgurozel
siz bu ülkeyi sadece amaçlarınız doğrultusunda kullandınız, bunun içinde iktidarları daima suçlarınıza ortak ettiniz. Ve birgün hepiniz hak ettiğiniz gibi vatan haini olarak yargılanacaksınız !

AVRASYA EKSENİ, NATO’YA HIZLI DÖNÜŞÜN İNTİKAMINI RUSYA İLE ÇOK ACI ALABİLİR.

Image
15 Temmuz’dan kısa bir zaman sonra, Fuat Avni’nin bahsini ettiği KHK 23 Temmuz 2016’da yasallaştırılıyor ve jet hızı İle resmî gazetede yayınlanıyor.

NATO İSE 15 TEMMUZDA NATO ORDUSUNU YIKAN RUSCUKLARDAN İNTİKAMINI ALABİLİR. ÇOK EĞLENCELİ ÜLKEYİZ VESSELAM.

Image
Erdoğan: “Askerlerimize en küçük bir zarar gelmesi halinde İdlib’le ve Soçi Muhtırası sınırlarıyla bağlı kalmadan rejim güçlerini her yerde vuracağız” IŞİD’in yakarak şehit ettiği bu Askerler bizim Mehmetçiğimiz değil miydi? Neden bişey yapmadınız IŞİD’inize?
Image
bizim kahin Fuat Avni bir twitinde, “senin sonunu en yakınındakiler hazırlayacak ” derken 2015 yılında derinlerin adamı olan, Süleyman Soylu Akp’den milletvekilliği vasıtası İle Truva atı olarak Akp içine sızdırılıyor.
‘”Tulumbanın suyu bitti, İş Bankası’nı Katarlılara satacaklar'” Erdoğan: Bir an önce bitirin!

DİREN AKP. DİREN HİTLER VE NAZİ PARTİSİ AKP. RUSCUKLARLA MUTAH NİKAHI HARAM İDİ. ZİNADIR. VELEDİ ZİNA VAR.

Image
yine Ekim 2014’de “Fuat Avni” diye gaipten haberler veren bir hesap açılıyor Konulara öylesine hakim ki, yapılandan çok yapılacak olanı haber veriyor örmekte olduğu gibi
Image

Ve bahsini ettiği ama hiç isimlere girmediği derinlerin, (Ergenekon) basın yayın organlarından olan aydınlık gazetesi yine 2014 tarihli manşetinde şöyle bir başlık kullanıyor “Ordu’da dev soruşturma”

HALİÇ ÜNİVERSİTESİNE ÇÖKEN KAYYUM, İKİ KARDEŞİ VE BALDIZI İLE HAPSE KONDU. 40 MİLYON TL ÇALMIŞLAR. HİÇ ŞAŞIRMADIK… ETÖCÜ TOPÇULARDA ÇALMIŞLAR… FETÖ BORSASINDA SON NOKTA BU. ÇÖKEN ÇÖKEBİLDİĞİNE ÇÖKÜYOR… MUSTAFA ÇALIŞKAN HIRSIZINA VE DAMAD BERAT ALBAYRAK’A KARŞI SOYKIRIM REJİMİ İÇİ DARBE…

Ulaş Aydın · 15hİktidar cephesinde büyük savaş yaşanıyor. Karşılıklı olarak kirli işlerini tek tek ifşa ediyorlar. http://cumhuriyet.com.tr/haber/feto-bor

“Eşkiya Memiş” soyundan gelen İngilizcesi yokken 6 kasım 2002 tarihinde Yunan Başbakanı SİMİTİS ile 2 saat tercümensız(Tutanaksız) başbaşa görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan kimdir
çok şaşıracaksınız…

ERDOĞAN, AVRASYA EKSENİNİ SATMAY6A VE IŞİD, EL NUSRA İLE EL TAHRİM SUÇLARINI ETÖCÜ, BALYOZCU PERİNÇEKCİ 15 TEMMUZ ORTAKLARI ÜSTÜNE YIKMAYA KARAR VERDİ. KRİPTO FETÖCÜLER ÇIKIYOR. FAŞİST EGEMEN TERÖR ÖRGÜTÜ, MİT VE SARAY MERKEZLİ SÜPER FİŞLİYOR. SÜFYAN REİZ SOYAR VE SATAR. ÇİNGENEYE HAVA HOŞ.

“İş Bankasın’danki CHP hisseleri Diyanet’e devredilsin’”

Barış Pehlivan · 18hİçişleri Bakanlığı müfettişlerinin, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Özgür Taşdemir hakkındaki FETÖ borsası raporu önemli. Ve kuşkusuz ki, bu rapor Süleyman Soylu’nun “kavgalı” olduğu İstanbul Emniyet Müdürü Çalışkan’a, hatta damada karşı hamlesidir. http://cumhuriyet.com.tr/haber/feto-borsasinda-son-nokta-istihbaratci-polis-feto-evrakini-ortadan-kaldirmis-1720428

BU İŞLERE SARAYDA CEVDET YILMAZ BAKIYOR. ERDOĞAN’A YETERLİ ORANDA RÜŞVET ÖDENENİNCE HER EVRAK ORTADAN KALKIYOR. FETÖCÜLÜK RÜŞVET MİKTARINNA GÖRE DEĞİŞİYOR. HOLLANDA’YA KAÇAN VELİ KÜÇÜK VE SEDAT PEKER DE ABİDİN ÜNAL’DA DARBECİ FETÖCÜ. MUSTAFA BALBAYDA FETÖCÜ. EKSEN KAYIYOR YİNE. FETÖCÜ DEDİKLERİ BERAT’IN HIRSIZI. İŞKENCECİ POLİS MUSTAFA ÇALIŞKAN EKİBİ. SÜLEYMAN SOYLU ŞAH ÇEKMİŞ. ARKASINDA ETÖCÜLER OLMASIN.

ERDOĞAN VE AİLESİNİN SERVETİ DÜNYA’YI ŞAŞKINA ÇEVİRDİ..çok ilginç açıklamalar

Cumhuriyet · 19h‘FETÖ borsası’nda son nokta: İstihbaratçı polis, FETÖ evrakını ortadan kaldırmış

Müfid Yüksel: Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız

ASIL MESELE SURİYE YANLIŞI VE FATURA KİME KESİLECEK. SORUMLU KİMLER. ERDOĞAN BİLİYORSUNUZ AYETULLAH VE HATA YAPAMAZ.

Rus medyası görüntüleri yayınladı: TSK, el-Ais gözlem noktasından bazı ekipmanları bırakıp çekildi

Tr724 Haber Merkezi -13 Şubat 2020 

Rus medyasına göre, İdlib’de Suriye ordusunun denetimine geçen el-Ais’taki gözlem noktasındaki Türk askerini çekildi. Ankara’nın talimatı ile geri çekilen Türk askerinin bir kısım teçhizat da gözlem noktasında bıraktığı iddia edildi.

Rus Riafan.ru sitesinin haberine göre, Suriye Rejimine bağlı birlikler Güney Halep’teki Türk noktasının kontrolünü ele geçirdi. Bölgeden çekilen Türk askeri ise bazı ekipmanları da gözlem noktasında bıraktı. Haberde geçtiğimiz günlerde Rejim birliklerinin topçu saldırısı ile 5 askerin şehit olduğu belirtilirken buna karşılık Türk ordusunun da Rejime bağlı askeri unsurlara karşılık verdiği belirtildi.

Haberde daha önce de bölgede yapılan bombardıman sonucu sekiz Türk askerinin şehit olduğu ifade edildi. Haberin devamında, Türk ordusunun, Rus tarafı ile herhangi bir koordinasyon olmadan bölgeye gittiği ve Rejim ordusunun askeri operasyonuna hedef olduğu iddia edildi.

“İşte Elektrik Faturalarının Fazla Ödenme Şartı! “

AKP’nin sonu çok daha kötü olacak!

Erhan Başyurt -14 Şubat 2020 

YORUM | ERHAN BAŞYURT

Önce eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ardından CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘siyasi ayak’ açıklamaları AKP’yi çıldırttı.

AKP’li 6 vekil Başbuğ’a hakaret, AKP lideri Tayyip Erdoğan da Kılıçdaroğlu’na tazminat davası açtı.

***

Oysa ortada iddia edildiği gibi bir ‘fetö’ varsa (kişisel olarak olmadığına inanıyorum), bunun siyasi ayağı iddia edildiği gibi AKP’dir…

Ev hanımının, öğrencinin, çiğ köftecinin, baklavacının bile suçlandığı ve soruşturulduğu bir ‘örgüt’ içinde nasıl olur da, siyasi olmaz?

Siyasetçi ve toplum, süt ve kaymak gibidir. Süt halk, kaymak tabaka da siyasilerdir. Süt ne ise, kaymağı da o olur… 

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu eski Başkanı Mustafa Yeneroğlu dün açıkladı, sadece 2016-2018 arasında 1 milyon 56 bin insan ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçlamasıyla soruşturma geçirmiş. 

Her 40 seçmenden birisi terörist olmakla suçlanmış, soruşturulmuş, 300 bini gözaltına alınmış, 100 bini tutuklanmış ama bu seçmenin oy verdikleri arasında tek bir ‘terörist’ yok!

Olmaz… Eşyanın tabiatına aykırı…

***

Kamudan 150 bin insan ‘terörist’ suçlamasıyla atıldı.

Bakıldığında bunların çoğunluğu, AKP döneminde terfi almış, 15 yıl AKP’li bakanlara hizmet vermiş… 

Ama 15 yıl ülkeyi yöneten hiçbir AKP’li bakan, hiçbir AKP’li başbakan sorumlu olmayacak… Akıl var mantık var…

En kötü ihtimalle, bir çok muhalifi cezalandırdıkları “üye olmamakla birlikte terör örgütünün amaçlarına hizmet etmekten…” ağır suçlular. “Yardım ve yataklık yapmaktan…” ağır suçlular… “Görevi ihmalden…” ağır suçlular… 

***

AKP ve Erdoğan hiç kusura bakmasın, daha sonra ‘terör örgütü’ ilan ettikleri Cemaat’in 2010 referandumunda ve 2011 seçimlerinde kendilerine verdiği destek açıktandı. 

Açık bir işbirliği ve sorumluluk var. 

Başbuğ’un açıkladığı gibi, sonradan ‘terörist’ ilan edilen askerlerin önlerini açan yasal düzenlemeler AKP tarafından bir gece yarısı operasyonu ile çıkarıldı.

Tamamı AKP tarafından terfi ettirildi… Korundu…

AKP’li bakanlara ve başbakanlara hizmet verdiler…

Onlar suçlu olacak ama onları koruyan ve kollayanlar suçsuz. Olmaz…

CHP’li eski vekil Eren Erdem ve Sözcü yazarları bile “üye olmamakla birlikte bu örgütün amaçlarına hizmet” suçlamasından ceza aldılar. AKP’lilerin almaması düşünülemez… 

***

Bir de ‘terör örgütü’ olmak suçlamasıyla KHK ile kapatılan okullar, dershaneler ve üniversiteler var.

‘Terör propagandası’ suçlamasıyla KHK ile kapatılan medya kuruluşları var.

Bu okullarda çocuklarını okutanlar, bu medya kuruluşlarında yazılar yazıp, özel beyanat verenler de suçlu olmak zorunda…

***

Daha önce “Siyasi ayak… Bildiklerimi paylaşırım” başlığı ile yine bu köşede bir yazı kaleme almıştım.

Sadece “kamuda temizlik yetmez, siyasette de temizlik olmalı” (!) demiştim.

Ben böyle bir terör örgütünün varlığına inanmıyorum. Ancak AKP madem inanıyor, hatta “Biz ilan ettik” diye övünüyor. O halde, inandığı ve milyonlarca insanı mağdur ettiği ‘giyotin’den kendisi de geçmeli. 

Hukuk önünde eşitlik ve adalet gereği… 

***

O yazıda da önermiştim. Tekrar hatırlatayım. Siyasette temizlik için, kamuda ve TSK’da tasfiyeler için kullanılan ‘fetömetre’ kriterleri uygulanmalı…

Sıradan vatandaşa uygun görülen yargı kriterleri, siyasilerden de esirgenmemeli… 

***

Son olarak bir hatırlatma daha, başlattığı yangının kendi evini yakmayacağını sanan ve kendisini güvende hisseten AKP, bilsin ki kendisini de ‘giyotin’e götürecek taşlar çoktan döşendi… O tarla çoktan sürüldü…

15 Temmuz Çatı İddianamesi’nde “söz konusu terör örgütünün yasal düzenlemeler çıkarttıracak kadar güçlü olduğu” ifadesi kayda geçirilmiş.

Başbuğ’un yönelttiği yasa değişikliği suçlaması sadece o düzenlemelerden birisi…

Bir de CHP’nin gündeme getirdiği AKP’nin 2004’te imza attığı MGK kararı var.

Yani AKP, 17/25 Aralık’tan sonra ‘terör örgütü’ ilan ettiği bir yapıyı 2004’ten itibaren bilerek ve kasıtlı şekilde korumuş durumda. 

***

AKP bu suçlamalardan yargılanır mı? diye soranlara tek bir tavsiyem var “AKP ve Cemaat’i Bitirme Planını” oturup bir kez daha okusunlar.

Plan’ın birinci kısmı AKP eliyle hayata geçirildi. Cemaat bitirildi!

AKP’nin sonu çok daha kötü olacak!!!

Hitler’in gençleri

Yüksel Durgut -14 Şubat 2020 

YORUM | YÜKSEL DURGUT

“Üçüncü Reich” dönemi, Adolf Hitler tarafından 1933’de kurulan, resmi olarak Alman İmparatorluğu olarak adlandırılan ve 1943’te sınırlarının genişlemesi ile Büyük Alman İmparatorluğu ismi ile yaşanmış oniki yıllık bir dönemdir. Bu dönemin hafızalara yansıyan resmi Alman erkek ve kız çocukları olmuştur. 12 yaşından küçük çocukların Nazi ilkelerinde eğitmek ve Büyük Alman İmparatorluğu’nun gelecek nesillerde uzun ömürlü olmasını sağlamak için tasarlanmış gençlik grupları oluşturulmuş ve bu çocuklar İkinci Dünya Savaşı sırasında, Almanya’nın yedek orduları haline gelerek cephedeki Sovyet güçleriyle savaşmak için gönderilmişlerdir.

Adolf Hitler, 14 Eylül 1935’te Nürnberg şehrinde Hitler Gençlik üyelerinin de bulunduğu ve 50 bin kişinin katıldığı mitingde öfkeli ses tonuyla kafasında ki ideal “Hitler Gençliğini”nin nasıl olması gerektiğini şöyle anlatıyor: “Tazı kadar hızlı, deri kadar sağlam ve çelik kadar sert”.

DÜNYANIN EN BÜYÜK GENÇLİK ÖRGÜTÜ

Gençler, Nazi rejiminin hayatta kalabilmesi için kullanılabilecek en sağlam direklerdi. Güçlü bir ülke için hayati önem taşıyorlardı. Alman erkeklerin yaklaşık yüzde 60’ı Nürnberg mitinginde ‘Hitler Gençliğine’ katılmıştı. Buraya katılmayan gençler ise dışlanmaya başlamış ve ellerindeki tüm imkanlar kısıtlanıyordu. Diğer tüm gençlik grupları birer birer dağılmaya başladı. Yaz kampları ve spor tesisleri gibi fırsatlar artık sadece Hitler’in üyelerine açıktı.

Alman İmparatorluğu’nda ki erkek çocukların yüzde seksen ikisi 1939’un başlarında ‘Hitler Gençliğine’ katılmıştı bile ve bu da örgütü dünyanın en büyüğü haline getirdi. 25 Mart 1939’da üyelik yasası 10-18 yaş arasındaki tüm Almanların katılmasını zorunlu hale getirdi. Bu yasaya uymayanlar, ebeveynler de dahil olmak üzere cezai kovuşturma ile tehdit edildiler.

KURTADAM KIZLAR

Nazi rejiminin amacı dünyaya hükmetmek ve onu sürdürmekti. Bu arada kız çocukları, farklı bir örgüt çatısı altında birleştirildiler. 10-18 yaş arası kız çocuklarına yemek pişirme, dikiş ve ilk yardım; ayrıca iyi evlilik ile annelik rolleri öğretiliyordu. Kızlar için spor yapmak özellikle de jimnastik beraber çalışmanın ve birlik olmanın değeri olarak görülüyordu. Almanya’nın geleceğini ve bin yıllık geleneği sürdürecek yeni nesillleri yetiştirmek amaçlanmıştı.

Çocukların kamplarda yaptığı savaş çığlıkları 1943 yılına kadar kimliklerinin önemli bir parçası haline aldı. Genç kızlar ve erkekler ordunun birer yedek birimi olarak kullanıldı. 1945’te Alman ordusunun ‘Volkssturm’ (Halk Fırtınası) olarak adlandırılan öncü birliklerinde 12 yaşında ki çocuklar yer aldılar. Hatta ordunun gerilla birimi olarak adlandırılan “Kurtadam” tamamen kız çocuklarından oluşmuştu. Bu genç askerler Almanya için cephede yer aldılar ve propaganda makinesi olarak her zaman kullanıldılar.

FİLMLERDE Kİ GENÇLER

Hitler’in Gençleri birçok filme de konu oldu. Jojo Rabbit adlı bir filmde Nazi Almanyasında yaşayan bir çocuğun nasıl bir asker olması gerektiği anlatılıyor. Filmin çocuk kahramanı Jojo, Hitler Gençlik kampında bir tavşanı öldürmesi istenerek istedikleri gençlik profilini çiziyor ve şu şekilde sesleniyor: “Biz öldürme ve bu arzu ile dolu sert savaşçılar istiyoruz.”

Hitler’in kendini öldürdüğü barakanın önünde savaşın son zamanlarında sinemalarda da probaganda aracı olarak gösterilen; 10-14 yaşları arasındaki erkek çocukları ile diyaloğu yer alır. Bu sahnede Hitler sonunun geldiğini anlayarak babacan bir ses tonu ile çocuklara; “Bu savaştan kesinlikle- Almanya’nın gençleri için- zaferle ayrılacağımıza ikna oldum” diye sesleniyor.

Bu konuşmaya şahit olan oradaki çocuklardan birisi olan ve köyünde ki Alman askerlerini saldıradan kurtardığı için madalya ile ödüllerinden Alfred Czech, 2005 yılında ki bir röportajda: “Küçük bir çocuk olarak çok fazla düşünemiyordum, sadece halkım için bir şeyler yapmak istedim. Çocukları savaşa göndermenin kötü bir şey olduğunu düşünememiştim” diyerek “vatan” fikrinin Alman gençliğine nasıl aşılandığını ortaya koyuyor.

ÖLMEK KIRMIZI OLMAKTAN İYİDİR

Yenilmek üzere olan Almanya gözünü iyice karartmış ve çocukları tehlikeli durumlara zorlamaya başlamıştı. Savaşın sıcak anlarında çocuklar ön cephelere gönderilmişler, hatta kendi boylarından büyük tank ve uçaksavar silahlarını kullanmak zorunda kalmışlardı. Sovyet Ordusunun Berlin’i 1945’te ki işgalini durdurmak için daha eğitimlerini bile tamamlamamış erkekler ve kızlar ön cephedeydi. Hatta bir radyo istasyonu, çocukları “Ölmek, kırmızı olmaktan iyidir-Besser tot als rot-” sloganı ile cesaretlendirmek için yayınlar yapıyordu.

Hitler Almanyası son haftalarında, Sovyetlere karşı cephe hattına okullardan daha fazla çocuk toplatıp gönderdiler. O dönemde henüz 15 yaşında olan Heinz Shuetze, kendisine bir SS üniforması giydirildiğini ve yarım günlük eğitim ile eline tutuşturdukları tanksavar ile ön cephede Sovyetlere karşı savaşmaya gönderildiğini yıllar sonra anlatıyor. Savaş süresi boyunca, Almanya’nın gençlik grupları, erkek ve kız kulüpleri şeklinde önce küçük bir asker, sonra da eli silahlı yedek ordulara dönüştüler.

“Siyasi ayaklar” ve ülkenin geldiği son durum

Ramazan Faruk Güzel -14 Şubat 2020 

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Erdoğan ve ekibinin İBB yıllarından kalma yolsuzluk ve her şeyden komisyon alma hastalığı 2012 yıllarına gelindiğinde artık kontrolsüz bir çılgınlığa dönüşmüştü. Gülen Cemaati’nin ve bazı devlet kadrolarının rahatsızlığını dile getirmesi karşısında RTE, “Canımı sıkmasınlar, onları bir savcı ve iki polisle terörist ilan ederim” ifadelerini kullanmıştı.

Öyle anlaşılıyor ki, iktidarın baştan beri niyeti bu idi. Çünkü kendilerine alternatif hiçbir güç ya da gurup istemiyorlardı. Erdoğan, son grup toplantısında, bu niyetini “Bu yapıyı suç örgütü olarak ilan eden ve (2004’teki) o MGK kararı altında imzası olan benim.” sözleriyle yıllar sonra itiraf etti.

17/25 Aralık 2013’te patlak veren “Asrın Yolsuzluk Operasyonu” ile “pandoranın kutusu” açılmıştı. O yolsuzlukların üzerine cesurca giden polislerin ve savcıların başına gelmeyen kalmadı; kimileri 4 yıldan fazla zamandır hapiste, sudan bile mahrum vaziyette, kimileri de yurtdışında sürgünde…

Muhalefet -başta K. Kılıçdaroğlu olmak üzere- yıllarca onların soruşturmaları üzerinden prim yaptı, iktidara buradan yüklenerek kendince muhalefet yürütmüş oldu. Ama bir kez olsun vazifesini yapmış olan o memurlara sahip çıkmadılar. Geçenlerde “Fetö’nün siyasi ayağını açıklıyorum” çıkışı yapan Kılıçdaroğlu yine o soruşturmaları hatırlatırken o emniyet ve yargı mensuplarını anmaktan itina ile kaçındı ve “Fetö” söylemine devam etti.

ŞİŞEDEN ÇIKAN CİN…

Evet, o 17/25 Aralık soruşturmalarından beri ülkede bir “Cadı Avı” yürütülmekte. Mevcut yasalardaki terör ve terörist tanımlarına rağmen sayıları milyonları geçen insan -ortada şiddet, silah ve terör olmadığı halde- “terörist” ilan edildi, takiplere, soruşturmalara ve hatta işkencelere maruz kaldı.

Siyasi hesaplarla muhalif gördüklerini ekarte için icat edilmiş bu yeni konsept terör/ist tanımlaması ile “Cin şişeden çıktı”, artık herkes bu suçlamanın mağduru ve muhatabı olabilir. Bu Fetö torbası o kadar geniş ve kullanışlı ki, yıllarca Cemaat’e karşı olmuş kimseler bile mevcut iktidar tarafından “Fetöcü” diyerek damgalanıp hapse atılabiliyor…

Hemen herkesin gözü önünde -ihmalle, kimi zaman da kasıtla- oluşturulan “Fetö heyulası” o kadar kullanışlı ki, iktidarın işine gelmeyecek, ters düşebilecek herkes çok rahat bunun içine sokulabilir artık. Çünkü tanımının uçları çok açık ve legal, sıradan her davranış ve söz çok rahat bu yaftalamanın içine dahil edilebilecek durumda…

Bundan sayısız insan nasibini aldı; memur, esnaf, gazeteci, yazar… Son olarak da şimdinin İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu… Bir basın toplantısında İmamoğlu, seçim döneminde bir bakan eliyle kendisini ‘FETÖ’ veya yolsuzlukla ilişkilendirme amacı taşıyan bir kumpas hazırlığı yapıldığına dikkati çekerek, “Erdoğan’a bu durumdan haberi olup olmadığını” sormuştu.

Aynı şekilde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanı da tutuklanmış, yaşanan bu saçmalığı herkes izleyip kalmakla yetinmişti.

Bütün bu yaşananlara karşı Kılıçdaroğlu, “Fetönün siyasi ayağını açıklıyorum” çıkışı yaptı ve Erdoğan ile Partisi için “Asıl Fetöcü sizsiniz” dedi. Ne kadar dahiyane ve ilkesel bir çıkış ama değil mi?!

Nitekim geçtiğimiz grup toplantısında Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun danışmanlarının ve Urla Belediye başkanlarının Fetö ile suçlandığını hatırlatıp kendisinin de bu iddia ile içeri alınabileceğini ima ettikten sonra şöyle seslendi: “Nereye bakarsan bak, FETÖ’nün siyasi ayağı Bay Kemal’in yatak odasına girmiş haberi yok!

Baykal’ın ve MHP’li bazı isimlerin kasetleri yayınlanıp da Erdoğan’ın rakipleri bir bir silinirken, Erdoğan da meydanlarda, “Ne özeli, genel bunlar genelll” diye bu görüntüleri fütursuzca kullanmıştı günlerce… Şimdi tekrar bir kaset imasında bulunuyor RTE. Baykal kasetleri yayınlanınca ortaya çıkan bir Erdoğan gizli çekimi karesi vardı; orada Erdoğan yakın gözlüğü ile o şantaj kasetlerini izliyor ve kontrol ediyordu… Her kumpastan, her oyundan haberi olan Erdoğan için İmamoğlu’nun, “Erdoğan’ın bu kumpaslardan haberi var mı?” diye halen soruyor olması ne kadar da naif, değil mi ama?

BU “AYAKLAR” DOLANMASIN..?!

– Bir gruba karşı yürütülen linç ve cadı avına karşı işin daha en başında karşı durulabilse,

Öyle terör tanımı mı olurmuş, bu yüzyılda insanlar sırf inanç ve fikirlerinden dolayı böyle suçlanamaz” deyip karşı koyabilselerdi, şimdi ucu kendilerine kadar dokunan bu heyula bu noktaya kadar gelmezdi.

Onun yerine: Yok “Siyasî ayak”, “futbol ayağı”, “Basketbol ayağı”, “masa tenisi ayağı”, “Yemek masası ayağı”, “sanat ayağı”, “müzik ayağı”… Sündürülmüş gidiyor; gücü yeten yetene… (Evet, şu – bu ayağına herkesi böyle böyle içeriye alacaklar bir gün.)

Anlaşılan, “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı” tıkırında işliyor ve Derin Devlet’in hesabı şu idi en baştan itibaren:

– Öncelikle AKP’ye kadro desteği veren Cemaat’in işini bitirmek,

– Sonra da dayanaksız kalan AKP’nin işini bitirmek.

Derin Yapılarla her zaman dirsek temasında olan CHP ve MHP gibi partiler, yaşanan bu süreci hep şöyle okuyup ona göre konum ve tavır aldılar; “Oluşturulan bu terör tanımı ile önce Cemaat’in işi bitirilir, sonra da onlara zamanında yardım yaptıkları gerekçesiyle de AKP’nin işi bitirilir. O zamana kadar da bekleyip görelim.”

Hükümet de onların bu bekleyişini çok iyi değerlendirip “atı alıp Üsküdar’ı geçti”, kendisine muhalif kimselere dair adım adım mıntıka temizliği yaptı, bir yandan da olası büyük hesaplaşma için kendisine paralel güçler ve ordular devşirdi.

Gelinen şu son noktada ülkenin içinde bulunduğu cadı kazanının vebali bu art niyetli iki taraftır. Duruşlarını etik değerler ve evrensel ilkelerden yana değil, kuralsız ve acımasız kurtlar kanununa göre ayarlamış olduklarından…

TARİHİN EN BÜYÜK VE EN ABSÜRT “TERÖR ÖRGÜTÜ”!

AKP’den istifa eden Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “silahlı terör örgütüne üye olma” konusunda hazırladığı raporu basın ile paylaşırken, ‘Terör örgütü’ kavramının içinin boşaltıldığını belirttikten sonra şu bilgiyi aktarmıştı:

“2016 ile 2018 arasında 1 milyon 56 bin insan, terör örgütü üyeliği bağlamında soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulmuş. Sadece çekirdek aile üzerinden hesap etsek en az 4 milyon insan eder.”

Yeneroğlu, şu anki “siyasi ayak tartışmasına da değinerek:

Şu anda siyasi ayak tartışmasını nesnel bir zemine oturtmak isteyenlerin tekrar hukuka dönmelerinden başka çare yok. Türkiye’de hukuk, siyasi iktidarın gölgesi altında şekillendiği için şu anki Yargıtay’ın kriterlerinin birçok siyasetçi için de uygulanabileceğini ve terör örgütü üyeliğiyle suçlanabileceklerini saptamak mümkün. Bu kriterler doğrudur diye demiyorum, bu mümkün diyorum.” Hatırlatması da yapıyordu, haklı olarak…

Rakamlar ortada:

İçişleri Bakanlığı’nın geçenlerde yaptığı bir açıklamaya göre sırf Cemaat soruşturmalarından 510 bine yakın insana göz altı yapılmış. Bu son rapordan da anlaşılacağı üzere 1 milyondan fazla insan “Cemaat ile iltisak” ve “terörist iddiası” ile soruşturma geçirmiş ve 4 milyondan fazla insan bu süreçten etkilenmiş, mağdur edilmiş… Bunlar tespit edilebilenler; gizli ve dipten yürütülmekte olan soruşturmaları ise kamuoyu bilmiyor.

Bu rakamlar sadece Cemaat soruşturmasına dair. Solculara, Kürtlere vs yapılan soruşturmaların tam rakamlarını ise bilmiyoruz.

Ülkede şu an neredeyse herkes bir başkasını teröristlik ile suçluyor. Mevcut iktidar, kendisine oy vermeyen/ karşı olan herkesi potansiyel terörist olmakla suçluyor; bu da ülkenin yarısı ediyor! Bazen ekonomiyi eleştirmek, günlük politikaları kabul etmemek bile “terör faaliyeti”ne sokulabiliyor.

Bu, ülkenin ötekileştirilmiş yarısı da iktidar yanlısı diğer yarıyı “asıl teröre destek vermek” ile suçluyor. İktidarı ileride pataklamak için de bu “Fetö” diskuruna ısrarla sabretmeye, dişini sıkmaya çalışıyorlar. Bu iktidarın zayıflaması halinde “Fetö’nün siyasi ayağı” hesabına onların da cezalandırılacağı umudu ile yıllardır yaşanan hukuksuzlukları geçiştiriyorlar. (Buna dair kaleme aldığımız “RETÖ or AKTÖ is downloading! [Yeni bir terör örgütü daha yükleniyor-1” ve de “RETÖ or AKTÖ is downloading! [Yeni bir terör örgütü daha yükleniyor-2” başlıklı yazılarımıza bakılabilir.)

NEFRETİN SONU…

Evet, yazımızın başında ifade ettiğimiz gibi, ülke karpuz gibi ortadan yarıldı, ülkede huzur kalmadığı gibi hukuk ve adaletten yana kimsenin güveni ve ümidi de yok… İki gruba ayrılan ülke insanı, “Fetö” dedikleri Cemaat soruşturmalarındaki duruşları noktasında tarih ve kader önünde sınanmaktalar. Her iki taraf da bir diğerini bu soruşturma üzerinden vurabileceğini öngörerek bekleyiş içinde iken işin ucunun nereye varabileceğini kimse kestiremiyor.

Oluşturulan bu fasit daire (kısır döngü)den çıkışın yolu;

Tekrar herkes için demokrasi, hukuk ve adaleti hatırlamakta… Ama Cemaat’e karşı kıskançlık ve antipati ile oluşturulan nefret şimdi kitlelerin gözünü adeta kör etmiş durumda. Bu körlük, bu kör döğüş bir gün herkesi yakacak, herkese vuracak; topluca bir silkinme ve karşı durma olmadıkça…

Evrensel ilkelerden, mevcut yasalardan dem vursak da kimsenin dikkate aldığı yok. Son söz olarak hak kelamını aynen aktarmakla yetinelim:

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide suresi, 8)

Akın İpek: Yurt dışında ‘sıfırdan’ başlayan Koza, dünyada ilk 10’a girecek altın kaynağına ulaştı

Tr724 Haber Merkezi -13 Şubat 2020 

Türkiye’deki mal varlığına hukuksuz bir şekilde el konulan Koza İpek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Akın İpek, yurt dışında sürdürdükleri madencilik faaliyetlerinde önemli bir başarı elde ettiklerini açıkladı.

Sosyal medya hesabı Twiter’dan açıklama yapan Akın İpek, “Yurt dışında, “Sıfır” dan başlayan Koza; Bütün engellemelere rağmen, Dünya sıralamasında ilk 10 a girecek büyüklükte bir altın kaynağına ulaştı. Tesadüf değil bu işler…” ifadelerini kullandı.

İşte o açıklama;

Akın İpek@akinipek01

Bu arada kardeşim, sanırım;
Yurt dışında, “Sıfır” dan başlayan Koza; Bütün engellemelere rağmen, Dünya sıralamasında ilk 10 a girecek büyüklükte bir altın kaynağına ulaştı.

Tesadüf değil bu işler…4.05910:45 – 13 Şub 2020Twitter Reklamları’na ilişkin bilgiler ve gizlilik2.648 kişi bunun hakkında konuşuyor

‘Sizin dualarınız olmasa, çoktan yıkılıp gitmiştik zaten’

Akın İpek bu mesajı paylaştıktan sonra çok sayıda tebrik mesajı ve dua alınca ikinci bir açıklama daha yaptı. İpek, “Sizin o altın kalpleriniz, dualarınız olmasa, çoktan yıkılıp gitmiştik zaten…” diyerek teşekkür etti.

….@teknelikurbaga · 10 sa@akinipek01 adlı kullanıcıya yanıt olarak

Rabbim sizlere daha çok versin bunları yazıyorsunuz ya sanki kendim birşeyşer başarıyormuşum kazanıyormuşum gibi seviniyorum bizim gücümüz yok ama dualarımız sizinle

Akın İpek@akinipek01

Sizin o altın kalpleriniz, dualarınız olmasa, çoktan yıkılıp gitmiştik zaten…28911:03 – 13 Şub 2020

Ankara Barosu’ndan kaçırılmalarla ilgili suç duyurusu: Soruşturmaları uluslararası hukuka uygun yapılmadı

Tr724 Haber Merkezi -13 Şubat 2020 

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezine (İHM), 15 Temmuz sonrası Ankara’da kaçırılan 7 kişi ile ilgili rapor hazırladı.  İHM tarafından hazırlanan raporda, Ankara’da zorla kaybedildiği 7 kişi ile ilgili soruşturmanın ve izleyen dönemde gözaltı sürecinin uluslararası insan hakları hukuku standartlarına uygun bir şekilde yürütülmediği saptandı.

Ankara Barosu yönetimi tarafından uygun görülen rapora dayanılarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu.

Suç duyurusunda, Ankara Barosu Başkanlığı’na başvuruda bulunan S. Y., F. B. Z., A. K., Z. G. T., N. I., M. U. ve N. T. isimli vatandaşların yakınlarının zorla kaybedildiğini beyan ettiği ve bu süreçte ‘Ortak İzleme Raporu’ hazırlandığı belirtildi. Bu raporun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbar niteliğinde iletilmesine karar verildiği aktarıldı.

Yusuf Bilge Tunç’un yeri halen bilinmiyor

Suç duyurusunda başvuruculardan Nuray Tunç’un eşi Yusuf Bilge Tunç’un yeri halen bilinemediği için kişinin şikayetine ilişkin uluslararası standartlara uygun
bir soruşturmanın geciktirilmeksizin yürütülmesi gerektiği ifade edildi.

Suç duyurusunda zorla kaybedilenlerin yakınlarının en az 5, en çok 9 ay süre ile
kayıp kaldığı hatırlatıldı.

‘Kamu denetimine açık ve mağdur yakınlarının sürece katıldığı bir soruşturma yürütülmedi’

Suç duyurusundan şunlar ifade edildi: “Başvurulardan sonra emniyet birimlerinde ortaya çıkan diğer başvurular açısından, Devletin zorla kaybettirmeye ilişkin yaşam hakkını koruma ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü ile suç ile itham edilen herkesin avukatı ile gizli görüşebilme hakkı, kendi seçtiği müdafiin yardımından yararlanma hakkı, derhal hakim karşısına çıkarılma hakkı ve özgürlüğü kısıtlanan kişinin hekime erişim hakkı sağlama yükümlülükleri ışığında, kamu denetimine açık ve mağdur yakınlarının sürece katılımının sağlandığı bir soruşturma yürütülmediği hususlarını tespit etmiştir. ”

‘Soruşturmalar uluslararası insan hakları hukuku standartlarına uygun yapılmadı’

“Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nde başvuruları alınan 7 kişinin zorla
kaybedilmesi iddialarına ilişkin olarak yürütülen soruşturmanın ve izleyen dönemde gözaltı
sürecinin uluslararası insan hakları hukuku standartlarına uygun şekilde yürütülmediği
yönündeki tespite dayanarak, ihlal iddialarının ciddiyeti dikkate alınmak suretiyle soruşturmanın derinleştirilmesi için başvurulara ilişkin tüm belge ve tutanaklarla birlikte ihbarda bulunmaktayız.”

Baro Savcılık’tan talebini ise şöyle açıkladı:

‘Kamu davası açılarak şüphelilerin cezalandırılmasını istiyoruz’

Yukarıda açıklandığı ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerle; Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’ne gelen başvurular neticesinde zorla kaybetme iddialarına ilişkin olarak tutulan tutanaklar, düzenlenen raporlar ve edinilen bilgi ve belgeler ışığında soruşturma yapılması/mevcut soruşturmaların derinleştirilmesi ve tespit
edilecek şüpheliler hakkında kamu davası açılarak cezalandırılması için gereğini saygıyla arz ve talep ederiz. 13/02/2020″

ANKARA BAROSU ORTAK İZLEME RAPORU’NUN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN 

Gökhan Türkmen: 271 gün gözlerim bağlı işkence gördüm, ayakta kalmaktan bayıldım

Tr724 Haber Merkezi -13 Şubat 2020 

15 Temmuz sonrası kaçırılan kişilerden biri olan Gökhan Türkmen, mahkemede 271 gün boyunca gözleri bağlı şekilde işkence gördüğünü açıkladı.

Türkmen, “271 gün işkence, taciz ve tehdit altında kaldım. Gözüm sürekli kapalıydı. 9 ay boyunca bana işkence yapıldı. Lambaların açık olduğu yerde günlerce ayakta bekletildim. Ayakta kalmaktan bayılarak yere düştüm. Çok az yemek verildi, çok zayıfladım” ifadelerini kullandı.

MAHKEMEDEKİ İFADELERİNDEN SONRA TÜRKMEN’E TEHDİT

Türkmen’in mahkemedeki ifadelerinden sonra tehdit edildiği de belirtildi. Gökhan Türkmen’in eşi Zehra Türkmen, bu konuda konuşmak istemediğini ifade etti. Eşinin can güvenliğinden endişe ettiği anlaşılan Türkmen, duruşmadan sonra eşiyle görüştüğünü ve eşinin ‘yanıma sürekli birileri geliyor’ dediğini aktarmakla yetindi.

2019 yılında kaçırılan 6 kişiden birisi olan Gökhan Türkmen, 9 ay boyunca yaşadıklarını mahkemede anlattı. HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, konuyu Meclis’te gündeme getirdi.

Gergerlioğlu, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, Gökhan Türkmen’in 2019 yılının Şubat ayında 6 kişi ile birlikte kaçırıldığını hatırlattı.

Gergerlioğlu, “Gökhan Türkmen şehir ortasında kaçırılmıştı. Biz bu olayı 9 ay boyunca İçişleri Bakanlığına, Cumhurbaşkanlığı makamına sorduk. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Fuat Oktay, ‘Türk devlet geleneğinde insan kaçırma gibi bir suç olmamıştır, olmayacaktır’ diye yanıt verdi. Şimdi bu şahıs mahkemede konuştu, çok önemli şeyler söyledi” dedi.

Türkmen’in Antalya’da polis yelekli 3 kişi tarafından kaçırıldığını ve bir merkeze götürülerek 271 gün boyunca işkence gördüğünü açıkladığını aktaran Gergerlioğlu, “İçişleri Bakanlığı’ndan bir açıklama bekliyoruz. MOBESE kayıtlarının incelenmesini istiyoruz. Polis yelekli 3 kişi kimdir, ortaya çıksın istiyoruz” dedi.

İLK DURUŞMADA YAŞADIKLARINI ANLATTI

Gökhan Türkmen’in sözde “fetö üyeliği” soruşturması devam ederken, Türkmen bir başka davadan dolayı ilk kez 7 Şubat 2020 tarihinde Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıktı.

Duruşmada bulunan Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi üyesi Av. Murat Mehmet Atak’ın Artı Gerçek’e verdiği bilgiye göre, Türkmen’e atanan avukat Ayşegül Güney, savunma yapmayacaklarını söyledi.

Bu sırada ayağa kalkan Türkmen, savunma yapmak istediğini, kendisine dikte edilen avukat Güney’i azlettiğini belirterek, Güney’in salondan çıkmasını istedi.

Güney salondan çıktıktan sonra Türkmen, kayıp olduğu 9 ay boyunca neler yaşandığını anlattı.

POLİS YELEKLİ 3 KİŞİ KAÇIRDI

Antalya’da polis yelekli 3 kişi tarafından kaçırılarak ormanlık bir alana götürüldüğünü, burada elbiselerinin değiştirildiğini, daha sonra 4-5 saatlik araç yolculuğuyla bir merkeze götürüldüğünü belirten Türkmen, burada başka kişiler de olduğunu ancak tanımadığını ifade etti.

BAYILANA KADAR AYAKTA TUTULDU

Türkmen, “271 gün işkence, taciz ve tehdit altında kaldım. Gözüm sürekli kapalıydı. 9 ay boyunca bana işkence yapıldı. Lambaların açık olduğu yerde günlerce ayakta bekletildim. Ayakta kalmaktan bayılarak yere düştüm. Çok az yemek verildi, çok zayıfladım” ifadelerini kullandı.

271 günün sonunda tekrar Antalya’ya götürüldüğünü belirten Türkmen, “Sanki Antalya’daymışım gibi beni tekrar Ankara’ya götürdüler” dedi.

MAHKEME HEYETİ SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAK

Bu açıklamalarının ardından mahkeme heyeti, durumu hem soruşturmayı yürüten savcılığa bildireceğini hem de savcılığa suç duyurusunda bulunacağını bildirdi.

‘CEZAEVİNDE TEK BAŞINA TUTULUYOR, CAN GÜVENLİĞİNDEN ENDİŞE EDİYORUZ’

Av. Mehmet Murat Atak, Gökhan Türkmen’in 3 kişilik odada tek başına tecrit altında tutulduğunu belirterek, “Can güvenliğinden endişe ediyoruz” dedi.

Atak, 6 kişinin cezaevinde aileleriyle görüşürken video kaydı yapıldığını ve yanlarında gardiyan bulunduğunu, Ankara Barosu’ndan avukat gittiği zaman da “sizi istemiyor” yanıtı verildiğini belirterek, “Tutukluluk değil resmen esaret bu” diye konuştu.

‘GÜVENLİ BİR ORTAM OLURSA DİĞER 5 KİŞİ DE KONUŞUR’

Atak, şöyle devam etti: “Diğer 5 kişinin korktuğu için konuşamadığına inanıyoruz. Güvenli ortamda olurlarsa onların da konuşacağını düşünüyoruz. Bu konuda aileler çok yoruldular, aylardır savaşıyorlar.”

BARO YENİDEN AVUKAT GÖNDERECEK

Bu arada, Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin cezaevindeki 6 kişiyle görüşebilmek için yeniden avukat görevlendireceği öğrenildi.

Ankara Barosu avukatları daha önce de Sincan Cezaevi’ne gitmiş, ancak Salim Zeybek dışındakiler görüşmeyi kabul etmemişti. Salim Zeybek ile yapılan kısa süreli görüşmede ise avukatlar gardiyanların müdahalesine maruz kalmıştı.

Natali Avazyan: Gözaltında çıplak arandım; 3 yıldır da on binlerce kadın onursuzca buna maruz bırakılıyor

Tr724 Haber Merkezi -13 Şubat 2020 

2017’de ‘Pelikan Çetesi’nden Hilal Kaplan’la ilgili yorumsuz paylaştığı bir tweet nedeniyle geçtiğimiz salı günü annesinin Adana’daki evi basılarak gözaltına alınan İnsan Hakları savunucusu Arlet Natali Avazyan gözaltında yaşadıklarını anlattı.

Twiter hesabından paylaşımda bulunan Avazyan, “Hukuksuz bir şekilde gözaltına alındım. Çıplak aramaya maruz bırakıldım. 3 yıl içinde on binlerce kadın onursuz bir şekilde çıplak aramaya maruz bırakılıyor. Bu keyfi uygulamalar bir an evvel son bulmalı.” dedi.

Avazyan, ‘Bedenim bana aittir.’ dedi.Video oynatıcı00:0000:07

Avazyan gece yarısı ani bir kararla ifadesinin alındığını ve serbest bırakıldığını açıklanmıştı. Zatürre rahatsızlığı olan ve böbrek yetmezliği nedeniyle tansiyon sorunu yaşayan Avazyan, gözaltına alındığını sosyal medyada paylaştığı, “Polisler geldi, götürüyorlar.” tweet’iyle duyurmuştu. Avazyan’ın ‘gözaltına alınıyorum’ paylaşımı kısa sürede binlerce RT almıştı. Avazyan’ın paylaşımının altına, yüzlerce ‘yanındayız’ mesajı atıldı. Gelişme üzerine sosyal medyada ‘hepimiz nataliavazyanız’ etiketi açıldı. Etiket kısa sürede 21 bine yakın paylaşılarak, Türkiye’nin gündeminde birinci sıraya oturmuştu.

Meclis kapısında intihar girişimi: “Açım, çocuklarım aç!’

TR724 HABER -13 Şubat 2020 

AKP Türkiye’sinde açlık intiharlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Bu kez intihar girişiminin adresi TBMM Çankaya Kapısı’nın önüydü. Sabah 09.15 sıralarında, “Açım, çocuklarım aç!” diyerek bağıran bir 35 yaşlarındaki vatandaş, üzerine benzin dökerek ihtihar girişiminde bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Twitter’dan “Açlık intiharları Meclis’in kapısına dayandı” diye paylaştığı olayla ilgili verdiği bilgide, sözkonusu kişinin “Açım, çocuklarım aç!” diye bağırdığını belirtti.

Başsavcılık’tan ‘Kuzu’ açıklaması: Soruşturma açıldı, dosya özel büroda

TR724 HABER -13 Şubat 2020 

İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti’nin tahliyesi için dönemin Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Burhan Kuzu’nun nüfuzunu kullanarak yargıya baskı yaptığı iddialarıyla ilgili soruşturma başlatıldığı öğrenildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yetkilileri, Kuzu hakkındaki soruşturmanın Özel Soruşturma Bürosu tarafından yürütüldüğünü açıkladı. Cumhuriyet’in haberine göre Özel Soruşturma Bürosu’nca yürütülen soruşturma kapsamında Kuzu’nun ilerleyen günlerde ifadeye çağrılabilir.

Uyuşturucu ticareti yaptığı ileri sürülen ve hakkında “adam öldürmek”, “cinayete azmettirmek”, “FETÖ üyeliği” suçlamaları da bulunan İranlı uyuşturucu baronu Zindaşti, 19 Ekim 2018 akşamı tartışmalı bir şekilde 3 adamı ile birlikte tahliye edildi. Savcılık Zindaşti’nin tahliyesine itiraz etti. Hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Zindaşti’nin tahliyesinin arkasındaki ismin Burhan Kuzu olduğu iddia edildi. HSK’nın soruşturması kapsamında ifadeleri alınan iki hakim ve bir savcı, Kuzu’nun kendilerini defalarca aradığını söylemişti.

AYM CHP İTİRAZINI RET ETTİ AMA İBB’den ‘Kanal İstanbul’ hamlesi; yargı süreci resmen başladı… YÜKSEK MAHKEME Mİ ALÇAK MAHKEME Mİ GEÇERLİ OLUR. ERDOĞANA SORMAK LAZIM.

TR724 HABER -13 Şubat 2020 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kanal İstanbul Projesine ilişkin ÇED Olumlu Kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle İstanbul 6. İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Dava dilekçesinde, “İdari Yargı Uygulama Yasası’nın 27. Maddesi’nin 2. fıkrasında ‘idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların birlikte gerçekleştiği hallerde yürütmenin durdurulmasına karar verileceği kuralı’ yer almakta olup, açıkça hukuka aykırı olan ve uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararlara yol açacak olan dava konusu ÇED Olumlu Kararının öncelik ve ivedilikle yürütmesinin durdurulması da gerekir.” denildi.

R.T. ERDOĞAN GERÇEKTE KİMDİR ?
FATILİ FARFULİ POTAMYA VE FETO

Türkiye’de kökenleri en çok merak edilen, araştırılan ve önyargılarla yorumlanan suçlanan bir kişi Recep Tayyip ERDOĞAN’ın soy kimliğidir.

Onun Rum mu ?Ermeni mi ? Gürcü mü ? Yahudi mi ? olduğu hakkındaki görüşler tartışmalar yoğundur. Bu kadar yoğun tartışmalara rağmen de kendisi çıkıp apaçık bir açıklama Yapmıyor. Yapamıyoor. Neden?

-Kurtuluş yıllarında 13 kasım 1918 de İşgal kuvvetlerinin işgaliyle birlikte RİZE merkezli o bölgede RUM lar isyan ettiler RUMPONTUS hükümdarlığı kurdular . BAĞIMSIZLIK ilan ettier. 13 kasım 1918 den 15 aralık 1925 yılına kadar BAĞIMSIZ DEVLET olarak yaşadılar. 1925 Yılına kadarda kendilerini yönettiler. Devlete vergiyi kestiler, OSMANLI’ya askere gitmeme kararı aldılar. POTAMYA denilen bölge de buraya dahildi.

-1923 de Ülke işgalden kurtulduktan sonra ATATÜRK’ün emriyle HAMİDİYE savaş gemisi 15 aralık 1925 denizden buraları bombaladı, karadan da TÜRK ordusu tarafından kuşatıldı ve RUMPONTUS hükümdarlığı yıkıldı. İstiklal mahkemesi kuruldu pek çok isyancı asıldı kesildi sürgün edildi.. Çok meşhur şu sözlerde o zamandan kalmadır. Atma hamidiye atma : Vergüda verecüük., Askerda edecüük, Şapkada giyecüük.

Bu tarihi gelişmenin tabii sonucu olarak Bizans Pontus Rumlarının “POTAMYA” adını verdiği bölgenin adı Türkleştirme hareketi sonrası adı GÜNEYSU oldu.

-Osmanlı Arşiv araştırmacısı ve uzman Muhammed Safi’nin Osmanlı Arşivinde bulunan 1850 tarihli Rize Tahrir-i Öşür defteri bu konuda ayrıntılı bilgiler vermektedir. Osmanlı yönetimine bağlı memurlar acil askeri ihtiyaçlardan dolayı Rize köylerini dolaşarak mahalle ve köylerde hanelere uğrayarak isimleri deftere yazdılar.

Aynı defter içinde O zamanki adı POTAMYA nın “Karye-i Pulihoz Kaluharaf” köyü başlığı altında yazılanlar günümüzde Güneysu ilçesi Dumankaya köyünde yaşayanlardır. Bu köyün 1800 yıllarında tamamı hıristiyan iken 1900 lü yılların başında köyün inanç durumu yarısı müslüman yarısı hıristiyandı .

-Dumankaya köyü de R.T. ERDOĞAN’ın ve atalarının köyüdür. R. T. ERDOĞAN’ın nüfus kayıtlarında BABA Sülalesinin RUM kökenli HIRISTİYAN Eşkiya MEMİŞ sülalesinden olduğu, ve baba tarafının isimleri genelde RUMCA olduğu sabittir. (R.T.ERDOĞAN’ın dedesinin adı TEYUP gibi).

-Anne soyunun ise GÜRCİSTAN Tq’varcheli şehrine bağlı BAGATA kazsından YAHUDİ bir aile’den geldiği ve ANNE tarafında Havuli, Farfuli ve Fatuli gibi gürcüce isimlere rastlanıldığı. ’Ahmet ve Yunus ERDOĞAN’ın ana adı Havuli’dir. R.T ERDOĞAN’ın annesi olan Vesile ERDOĞAN’ın ana adı Fatuli’dir. FATULİ ERDOGAN’ın ana adı Farfuli’dir. Bu Kazanın nüfus yapısı genelde hırıstiyan ve Yahudidir.

*R.T.ERDOĞAN 6 kasım 2002 tarihinde Yunan Başbakanı SİMİTİS ile 2 saat tercümensız ve kriptosuz. (Tutanaksız) başbaşa görüştüler. Görüşme sonrası Gazeteciler Erdoğan’a sordular. Efendim siz İNGİLİZCE bilmiyorsunuz. Simitis TÜRKÇE bilmiyor. İki saat süreyle hangi dil ve lisanla konuşup görüştünüz. neleri konuştunuz dediler. Erdoğan da ben çocukken Bir RUM un fabrikasında işci olarak çalışmıştım.

Orada RUMCA öğrenmiştim. RUMCA konuştuk görüştük anlaştık dedi. PEKİ ne görüşüp konuştunuz anlaştınız neden saklıyorsun. neden kayıtlarını tuutturmadın. Yunalıların 10 MEGALO İDEA larını görüşmediğinizi ona hizmet sözü vermediğini EGE adalarını vermediğini nerden bilelim !!

-Size sorarım. Haydi çocuğunuzu bir rum fabrikasında 5 sene çalıştırında sonunda bir devleti temsilen bir devlet başbakanıyla görüşüp konuşup anlaşacak kadar dil lisan öğrenebilsin de görelim. Ben çalışırsam öğrenirim diyebilen var mı ?

– HEPİMİZİN , HERKESİN BİR SOYU SOPU VARDIR. GEREKTİĞİNDE HER İNSAN KENDİ SOY SOUPUNU YALANSIZ DOLANSIZ APAÇIK SÖYLEMELİDİR. SAKLARSA GİZLERSE AYIPTIR. İNSAN NELERİ SAKLAR GİZLER, NİÇİN SAKLAR GİZLER. İŞTE SORUNUMUZDA TAM BURADADIR..

-Adama sorarlar. SEN YUNANİSTAN’A TÜRKİYE’NİN BAŞBAKANI SIFATIYLA GİTTİN. NEDEN TERCÜMANSIZ VE KRİPTOSUZ 2 SAAT BAŞBAŞA GÖRÜŞTÜN. NEYİ PAZARLIK ETTİN??? 16 adayı mı verdin ? ANADİLİNİN RUMCA OLDUĞUNU NEDEN NİÇİN SAKLIYORSUN?

-R. T . ERDOĞAN’IN TÜRK’LÜKLE ANADAN VE BABADAN ASLA BİR İLİŞİĞİ YOKTUR. KAN BAĞI YOKTUR. ANA TARAFINDAN YAHUDİ KÖKENLİ GÜRCİSTANLIDIR. BABA TARAFINDAN PONTUSLU RUM DUR. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE SADECE VATANDAŞLIK BAĞI VARDIR.

-R.T. ERDOĞAN’ın eşi EMİNE ERDOĞAN Siirt’li ARAP soyundandır. R.T.ERDOĞAN’ın Çocuklarının dahi TÜRK’lük ile bir illiyet ve kan bağı yoktur. Sadece vatandaşlık bağları vardır..

-11 AĞUSTOS 2004 tarihinde GÜRCİSTAN ziyaretinde Gürcistan devlet başkanına ““Ben de Gürcü’yüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir.” demiştir.
16 nisan 2011 tarihinde GÜNEYSU ilçesine gittiğinde kendisini “POTAMYAYA HOŞGELDİN POTAMYA’nın gururusun” diye karşıladıkları halde itiraz etmememiştir.. hoşlanmıştır…

-Eskiden azınlıklar isterlerse askerlik yaparlardı. İstemeyenler ben azınlığım askerlik yapmak istemiyorum dediğinde askerlik yapmıyordu. R.T.ERDOĞAN ın babası Ahmet Erdoğan’ın askerlik yaptığına dair hiç bir kayıt yoktur. Askerlik yaptığını nerede yaptığını bilen duyan varmı ? Derleyen : Muammer EKER

Editör notu: Bizler insaların kimlik ve kökenlerine önem vermeyiz aldığımız siyasi kültür ve ideolojimiz buna şiddetle karşı çıkar. Ancak bu paylaşımı bahsedilen muhatap kişinin sürekli demeçlerinde dil, söylem ve usluplarında sürekli bunu kullanıp tam tersini düşündüğünden kuşkulandığımız için yaptık.

“TAYYİP’İN BABASI NEDEN ASKERE GİTMEDİ? Alın size bir garip durum daha!”
Ama önce babası ile ilgili son versiyon Tayyip’i övme kitabında yazılanlara bir göz atalım:
1918’lerde daha on beş yaşındayken Rize’den ayrılıp, Zonguldak’taki akrabalarının yanına yerleşmiş. Burada çalışarak geçirdiği dört yılın ardından da İstanbul’a göçmüş.
Şimdi alalım elimize kâğıdı kalemi ve başlayalım hesap yapmaya:
Ahmet Efendi, 1918’lerde daha on beş yaşındayken Rize’den ayrılmış.
Sonra?
Dört yıl Zonguldak da çalışmış.
Olmuş on dokuz yaşında!
Sonra?
Aynı yıl, Havuli ile evlenmiş!
Güzel… Güzel de yine aynı yıl Deniz yollarına girmiş ve 1965 yılına kadar kesintisiz kaptan olarak görev yapmış.
Ben değil; Tayyip’in anlatımları ile AKP İstanbul Milletvekili ve Tayyip’in basın danışmanı Hüseyin Besli böyle diyor:
O halde soralım?
Tayyip’in babası kaç yılında asker oldu?
Askerliğini nerede yaptı?
Rütbesi ve görevi neydi?
Kaç sene askerlik yaptı?


Hiç.
Zira; Tayyip’i parlatma kitabındaki anlatımlardan ortaya çıkan çok net bir sonuç; Tayyip’in babasının askerlik yapmadığı şeklindeydi.
Öyle ya; Her memleket evladı askerlik yaparken, Tayyip’in babası neden askerlik yapmamıştı.
Sahi neden?
1919-1924 arası vatan evlatları memleketi düşmanlardan kurtarma uğruna kollarını bacaklarını, kısacası bütün uzuvlarını, canlarını feda ederken Tayyip’in babası ne yapıyordu?
Zonguldak’ta, gününü gün ediyordu.
 Ben değil, bizzat Tayyip ve Tayyip’i parlatma kitabı söylüyor.
İnanmayan, devlet ve millet kesesinden yazılan “R. Tayyip Erdoğan, Bir Liderin Doğuşu” adlı kitaba baksın.

Evet, Tayyip’in babası askerlik yapmamıştı.
Dolayısıyla; hemen, neden yapmamıştı?
Sorusu akla geliyor.
Ancak bu sorunun yanıtı da oldukça basit.
Çünkü o günlerde azınlıklar, vatani görevini yapmak istemediklerinde askere alınmıyorlardı.

Bence; Tayyip’in babası o sebeple askere gitmemişti.
Şimdi zurnanın zırt dediği yere gelelim. Kitapta yazıldığı gibi Tayyip’in babası gerçekten o günlerde Zonguldak’a çalışmaya mı gitmişti, yoksa Pontus çetecilerine katılmaya mı?
Bilemem ki (!)

Onu Tayyip için “İne dikomas pedi”, “Bizim Çocuk” diyen Rumlara sormalı.
Yada Fener Rum papazlarının “Onu bize tanrı gönderdi” sözlerine bakmalı.
Veya; üç saat Rumca konuştuğu Yunan başbakanının “İlk defa Atilla olmayan bir Türkiye Başbakanı ile karşılaştım” sözlerine bakmalı.
Şimdi; Teyyup’un torunu, Ahmet’in oğlu,

Bu ülkenin Atatürkçü-vatansever insanlarını, Yunan’ı Kardak kayalıklarında denize döken ve PKK karşısında üstün hizmet veren kahraman askerlerini başta Silivri olmak üzere zindanlara tıkarak görevinin gereğini yapan Tayyip,
Senden bu millet yanıt bekliyor.
Oğlunu anladık da, kaptan olduğu yalanını da söylediğin baban neden askerlik yapmadı?

Ergün Poyraz

******

İşte Ahmet Kaptan’ın bilinmeyen hikayesi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün, babası Ahmet Erdoğan adına yapılan “Uluslararası Kaptan Ahmet Erdoğan Eğitim Kompleksi” açılış törenine katıldı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün, babası Ahmet Erdoğan adına yapılan “Uluslararası Kaptan Ahmet Erdoğan Eğitim Kompleksi” açılış törenine katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, okula rahmetli babası Kaptan Ahmet Erdoğan’ın adını vererek vefa gösterildiği için şükranlarını sundu. Rize’de doğan ve 17 yaşında İstanbul’a gelen babasının emekli olana kadar o günkü ismiyle Şirket-i Hayriye’de çalışarak kaptanlık seviyesine yükseldiğini kaydeden Erdoğan, “Kaptan Ahmet Erdoğan, babacığım, şu an burada olup isminin böyle bir okula verildiğini görseydi inanın bana gözlerinden sevincini okur, hatta gözyaşlarının yanaklarından sakallarına doğru süzüldüğünü hep birlikte görürdük. Kaptan Ahmet Erdoğan’ın 85 yıllık ömrünü emeği, onuru, inancı, ailesi için çalışarak aynı zamanda dimdik yaşayarak geçirmiş olması benim en büyük şeref belgemdir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, babası Ahmet Erdoğan adına yapılan okulu açmasının ardından baba Ahmet Erdoğan’ın hayatı merak konusu oldu.

Gazeteci-Yazar Soner Yalçın, “Kayıp Sicil” adlı kitabında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın babası Ahmet Erdoğan’ı anlatmıştı.

SONER YALÇIN YAZMIŞTI

İşte Soner Yalçın, “Kayıp Sicil” kitabından ilgili bölüm:

“Ahmet Erdoğan biyografisine bakalım. Çünkü Erdoğanlarda bir sır var. Ahmet Erdoğan’ın ne zaman doğduğu net olarak bilinmiyor. Mezar taşında ‘1321’yazıyor. ‘17345714226’ TC kimlik no bilgilerine göre:

Baba adı: Teyüp.

Ana adı: Fatuli.

Doğum: 1905.

Ölüm tarihi ise, 8 Aralık 1988 idi.

‘Molla Yunus’ torunu Ahmet Erdoğan’ı kocası savaştan dönmeyen Havuli ile evlendirdi. Havuli, Ahmet Erdoğan’dan 12 yaş büyüktü. Sabit’ten olma Gülin’den doğma Havuli hakkında pek bilgi yok. ‘Havuli’ adının aslında ‘Havva’ olduğu söylendi; iddiaya göre Lazlar ismi böyle telaffuz ediyordu. Tamamen uydurma bir gerekçe; hiç ayrıntıya girmeyeyim. Erdoğan’ın nüfus kütüğünde isimleri geçen Havuli, Fatuli, Farfuli diye isimler Lazcada yok. Ahmet-Havuli Erdoğan çiftinin iki oğulları oldu:

– Mehmet (d. 1926, ö. 1988)…

– Hasan (d. 1929, ö. 2006)…

Havuli’nin ilk evliliğinden kaç çocuğu vardı? Ahmet Erdoğan, bir süre sonra taşı toprağı altın olan İstanbul’un yolunu tuttu. Eşini ve çocuklarını götürmedi…

Tarih: 25 Kasım 1925 Şapka Kanunu kabul edildi. Türkiye’de bu kanuna karşı isyanın çıktığı yerlerden biri de Başbakan Erdoğan’ın ailesinin yaşadığı Rize/Potamya (Güneysu) idi. Potamya Ulu Cami imamı Hafız Şaban Hoca’nın liderlik yaptığı ayaklanmaya Muhtar Yakup da katıldı. Şeriatın korunması için Rize’yi basmayı, hapishaneyi boşaltmayı, hükümet konağını ele geçirmeyi hedeflediler. Ve önce Potamya’daki Jandarma Karakolu’nu bastılar. Karakol komutanı onbaşıyı asmak istediler. Onbaşı ‘Ben de sizdenim’ deyince canını kurtardı. Bu arada halkı tahrik etmek için Peçeli Mehmet, ‘Ey ahali, Ankara ihtilal içindedir. Mustafa Kemal üç yerinden yaralandı. İsmet Paşa ortadan kaldırıldı. Dindar paşalarımız hükümeti ellerinden aldılar. Şeriat kurtarılıyor. Korkulacak bir şey kalmamıştır’ diye halka konuşma yaptı. Halk galeyana geldi ve ‘Şapka giymeyeceğiz, askere de gitmeyeceğiz’ diye bağırmaya başladı. Ayaklanmanın asıl meselesi bir yıl önce 17 Eylül 1924’te Rize’ye gelen Mustafa Kemal’in tüm ricalara rağmen medreselerin bir daha açılmayacağını söylemesi ve din hocalarının işsiz kalmasına sebep olan icraatıydı. Üstelik askerlikten de muaf olmayacaklardı. Sıradan vatandaş olmayı kabul edememişlerdi. Rize Valisi Hurşit Bey Potamya’da olanları Ankara’ya bildirdi. Sonuçta isyan bastırıldı. 143 kişi tutuklandı. İstiklal Mahkemesi önüne çıkarıldı. Mahkeme Başkanı Afyon Milletvekili Ali Çetinkaya, mahkeme üyeleri, Gaziantep Milletvekili Kılıç Ali, Aydın Milletvekili Reşit Galip ve Rize Milletvekili Ali Zırh idi. Karar verildi: Sekiz kişi idama, 14 kişi 15 yıla, 22 kişi 10 yıla, 19 kişi 5 yıla mahkûm edildi. 80 kişi beraat etti. Potamya’dan Tarakçı Sabit, Peçeli Mehmet, Peçeli Arslan, Peçeli Yakup, Kolivalı Kadir, Kolivalı Şaban, Külünk Hasan ve Kanbur Mahmut isimli kişiler idam edildi. Rize’deki Şapka İsyanı’yla ilgili İstiklal Mahkemesi kararı ve bu 143 kişinin adı TBMM arşivinde var. Ve bu arada… İsyandan sonra birçok aile çocuklarını ‘beladan’ uzaklaştırmak için İstanbul’a gönderdi. Başbakan Erdoğan’ın babası Ahmet Erdoğan da bu nedenle mi İstanbul’a zorunlu göç etmişti? Başbakan Erdoğan her fırsatta İstiklal Mahkemeleri’ne sitem ediyor, Kel Ali’- den, Kılıç Ali’den, ‘Üç Aliler Divanı’ndan öfkeyle bahsediyor. Bunun sebebi Potamya (Güneysu)’daki şapka ayaklanması mı?

Göç gerekçesi yoksulluk olduğu söylenen Ahmet Erdoğan’ın İstanbul günlerine bakalım… ‘Reis Kaptan’ın (Ahmet Erdoğan), İstanbul’daki hatıraları hareketli ve renkli. Gençlik yıllarını İstanbul’un çılgın bölgelerinde, Pera’larda geçirdi. Beyoğlu’nu, Tophane’nin her tarafını karış karış öğrendi. Gece âleminin merkezinde denizciliğin verdiği duygusallıkla yaşadı.’ (s.15) Bu satırları, Bir Liderin Doğuşu kitabından aldım. Kitabın yazarları Hüseyin Besli ve Ömer Özbay. Her ikisi de Başbakan Erdoğan’a çok yakın isimler. Biliyoruz ki, ilgili kitap Erdoğan tarafından yazdırıldı. İtibariyle alıntı yaptığım satırları ifade eden Erdoğan’dı! Babasının ‘çapkın’ olduğunun altını çiziyordu. Ve… Sebebi bugüne kadar açığa çıkmadı; büyük bir sır olarak saklandı. ‘Çapkın’ Ahmet Erdoğan, iki çocuğunun annesi Havuli’den ayrıldı. Dikkat ediniz boşanmadı, ayrıldı. Aynı yıl… Tarih: 6 Mayıs 1953… Ahmet Erdoğan Beyoğlu’nda terzilik yapan; Mehmet’ten olma Havva’dan doğma 29 yaşındaki Tenzile Mutlu (d. 1924-ö. 2011) ile yaşamaya başladı. Ahmet-Tenzile Erdoğan, imam nikâhlıydı. Ahmet Erdoğan ile Tenzile’nin resmi nikâhı yoktu; bu nedenle resmi kayıtlara göre ilişkileri evlilik dışıydı. Erkeğin çokeşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemelerin kaldırılması; kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanıyan Türk Medeni Kanunu, 17 Şubat 1926’da kabul edildi. Bu sebeple… Ahmet Erdoğan’ın eşi Havuli, Dumankaya köyünde 1980’de vefat edince ikinci eşi Tenzile ile resmi nikâh kıydı. Yıllar sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda Erdoğan ne diyecekti: ‘Sadece imamlar resmi nikâh kıysın!’(9 Mayıs 1995, Milliyet)

Rize tarihiyle ilgili yapılan çalışmalarda, bölgede Osmanlı döneminde çokeşliliğin az olduğu belirtiliyor. Dr. Pehlevan’ın çalışmasına göre, Rize’nin yüzde 95.51’i tekeşliydi. İkinci eşe sahip olanların oranıysa yüzde 3.52 idi. Ahmet Erdoğan ikinci evliliği neden yaptı? İstanbul’da yalnız kalmamak için mi? Ya da bir başka nedeni mi var?

Tarih: 26 Şubat 1954 Recep Tayyip de doğdu! Ahmet Erdoğan’ın dini nikâhla yaptığı ikinci evliliğinin tarihini tekrar anımsatayım: 6 Mayıs 1953. Evlilik ile Recep Tayyip’in doğumu arasında, 9 ay 20 gün süre var. Nasıl denk getirmişler! Tabii Recep Tayyip’in nüfus cüzdanındaki kayıt doğruysa! Recep Tayyip’e ‘Recep’ ayında doğduğu için bu ismin verildiği söylendi. 1954 yılının Recep ayı, Diyanet İşleri Başkanlığı’na göre 6 Mart’ta başlıyor. Er- doğan ise, 26 Şubat doğumlu! Yani Recep ayında doğmamış! Ahmet Erdoğan oğlunu nüfusa 8 Aralık 1954’te kaydettirdi: Recep Tayyip Erdoğan… Rize İli Güneysu (Potamya) İlçesi… Dumankaya Köyü (Pilihoz)…

Ahmet Erdoğan İstanbul’da kendine yeni hayat kurdu. ‘Reis Kaptan’ deniyordu… Kasımpaşa Kulaksız’da oturduğu ev; Kaptanoğlu Sokak’taydı. İddiaya göre bu nedenle ‘Kaptan’ deniyordu! İddia biraz zorlama gibi. Bilinir ki, Rize bölgesinde ‘Ağa’, ‘Hoca’, ‘Reis’ gibi saygınlık unvanları bölgenin ileri gelen kişileri için kullanılıyor. Ahmet Erdoğan bu tür bir ‘saygınlık imajı’ sonucu mu bu unvanı kullandı?

‘(Erdoğan’ın) Babası Hasköy ile Fener arasında sandalcılık yapan ve geçimini bu şekilde sağlayan biriydi. Tayyip’in babası Ahmet’in ideali Sütlüce ile Eyüp arasında yolcu taşımaktı. Zira o hat yolcu bakımından en verimli hatlardandı. Ahmet Efendi’nin ya da nam-ı diğer Reis Kaptan’ın sandalı dört yolcu alabiliyordu. Ahmet, yolcuları taşımak için akşama kadar kürek çekiyordu.’ (Ergün Poyraz, Takunyalı Führer, s. 55) Ailenin resmi açıklamasına göreyse denizcilik işletmelerinde kıyı kaptanlığıyla uğraşıyordu!

Ahmet Erdoğan, 1934’te çıkarılan soyadı kanunuyla ‘Erdoğan’ soyadını aldı. Köyde bulunan akrabaları da aynı soyadını aldığına göre, demek ki birlikte karar verildi. Ahmet Erdoğan’ın Tenzile’den Recep Tayyip’ten başka Mustafa (d. 1958) ve Vesile (d. 1965) adında iki çocuğu oldu. Ahmet Erdoğan’ın –hay maşallah– ilk çocuğu Mehmet Erdoğan ile son çocuğu Vesile arasındaki yaş farkı 40’tı! Kızı doğduğunda Ahmet Erdoğan, 62 yaşındaydı. Tenzile Erdoğan ise 44 yaşında!”

Odatv.com

“Erdoğan’ın kökeni nerelere dayanıyor”

Erdoğan’ın, cumhurbaşkanlığı seçimi kapsamında canlı yayında söylediği “Benim için Gürcü dediler. Affedersin daha çirkinini söylediler, Ermeni dediler” sözleri büyük tepki çekmiş ve tartışma konusu olmuştu.

Tartışmalar devam ederken bu kez Erdoğan’ın 2004 yılında Gürcistan gezisi sırasında söylediği iddia edilen “Ben de Gürcü’yüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir” sözleri hatırlatıldı.

TARTIŞMALARLA İLGİLİ YENİ KİTAP

Erdoğan’ın kökeni ile ilgili tartışmalar devam ederken ortaya çıkan bir kitap, tartışmanın boyutunu daha da alevlendirecek gibi görünüyor.

“Türkiye’de Kim Kimdir” ismi ile yazar Oğuz Hakan Göktürk tarafından kaleme alan kitapta Erdoğan’ın kökeni ile ilgili yeni iddialar ortaya atıldı.

e-kitap olarak satışa sunulan kitapta, Erdoğan ailesinin kökeni olan “Bakatoğlulları” ile ilgili şu ifadelere yer verildi:

“(…)Gürcü Bagratuniler, Osmanlı Devleti’ne en fazla direnen unsurlardan biriydi. Safevilerin ve  Osmanlıların Kafkasya’daki çekişmeleri, Gürcü Bagratunilerin varlıklarını devam ettirmelerindeki en önemli faktördü. Osmanlı devletinin Gürcü Bagratuni kralları üzerine düzenlediği seferlerin bir sonucu da bunların asilzadelerinin farklı bölgelere sürgün edilmesiydi. Bir kısım Bagratuni aileleri, İstanbul’da esaret altında tutulurken, bir kısmı da Trabzon, Potamya (Rize) taraflarına zorunlu iskân edilmişlerdi.(…)”

Devamında ise şu ifadelere yer verildi:

“Doğu Karadeniz’e doğru yayılmış olan Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları da bu sınıfa dâhildi. Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları diğer ayanlardan farklı olarak Osmanlı Devleti’ne hiçbir zaman itaat etmemişti.”

Yani kitaba göre Erdoğan’ın dedeleri Osmanlı’ya itaat etmemişti.

Şİİ-İRAN ETKİSİ VAR

“Erdoğan’ın kökeni” ile ilgili yeni bir tartışmaya kapı açan kitap, Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin ismi olan Teyyup isminin tarihte ve günümüzde Ağrı, Iğdır ve Tuzluca yöresinde de kullanıldığını hatırlatarak şu iddiada bulunuyor:

Ağrı-Iğdır-Tuzluca, Şii-İran kökenli nüfusun yoğun yaşadığı bir bölgedir. İran’dan Potamya’ya göçler olduğu bilinmektedir. Teyyub isminin hem Iğdır-Tuzluca hem de Potamya’da kullanılması bu iki bölgeye İran’dan göçler olmasının bir sonucudur. Zira Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2014 yılındaki İran ziyaretinde “ikinci evimizdeyiz” açıklaması İran’ın Potamya’ya etkisinin tarihsel ve coğrafi olarak ifadesidir. Recep Tayyip Erdoğan’ın aile büyükleri içerisinde yer alan Havuli, Fatuli ve Farfuli gibi isimlere sadece Potamya’da rastlanılmaktadır.”

BAGRATUNİLER “PAPAZ ELBİSESİ” İLE SIZDILAR

Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken söylediği “Demokrasi bir araçtır. Müslüman’ın laik olması mümkün değildir. Eğer benim emir-komuta merkezim bana Papaz elbisesi giyeceksin diyorsa, Papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider görevimi yaparım.” sözlerinin hatırlatan yazar,

Bu sözün de “tarihsel bir gerçeğin ifadesi” olduğunu belirterek şunları yazdı:

“Zaten Bagratuniler, Gürcüler ve Ermeniler içerisine papaz elbisesi giyerek sızmışlardır. Bu söz, Bagratuniler’in Ermeniler arasına sızma mantığının dışa vurumundan ibarettir.”

TAYYİP ERDOĞAN’IN EŞİ EMİNE ERDOĞAN

Kitapta Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile ilgili iddialara da yer verildi. Emine Erdoğan’ın, Siirtli Gülbaran ailesinin kızı olduğunun belirtildiği kitapta, Gülbaran ailesi ile ilgili şu ifadelere yer verildi:

“Emine Erdoğan, Siirtli Gülbaran ailesinin kızıdır. Gülbaran ailesinin kökenlerinin dayandığı Siirt’te önemli sayıda Yahudi, Ermeni, Süryani, Nasturi, Keldani ve diğer Hıristiyan unsurların yaşadığı bilinmektedir.(…)

BAGRATUNİ KRALI AŞOT’UN KARDEŞİ NASRA

Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nasra, tarihin derinliklerinden gelen çok önemli bir isimdir. 870’li yıllarda yaşayan Bagratuni Kralı Aşot’un kardeşinin adı olan Nasra, yüzyıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın eşi olan Emine Erdoğan’ın büyük ninesi Nasra ile tarih sahnesine çıkacaktır. Nasra ismi günümüzde, Güneydoğu, Doğu Anadolu’da Ermeni ve Süryani görünümlü Bagratuniler tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.(…)

YAHUDİ CASUSLUK ÖRGÜTÜ NİLİ

Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nili, kadim Yahudi isimlerindendir. I.Dünya Savaşı’nda Ortadoğu’da Osmanlı Devleti’ne karşı casusluk faaliyetinde bulunan Yahudi terör örgütünün adı da Nili’dir.(…)”

TARTIŞMALAR DEVAM EDİYOR

Erdoğan’ın kökeni ile ilgili tartışmaları daha önce yazar Ergun Poyraz, yazdığı “Musa’nın Çocukları” isimli kitapla gündeme getirmişti. Söz konusu kitap Ergenekon davasına da konu olmuştu. Poyraz için ise mahkeme 29 yıl hapis cezası kararı vermişti.

Yine gazeteci Soner Yalçın “Kayıp Sicil, Erdoğan’ın Çalınan Dosyası” kitabında Erdoğan ailesi ile ilgili detaylı bilgilere yer vermişti.

Anlaşılan Erdoğan’ın “kökeni” ile ilgili tartışmalar bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Sözü Soner Yalçın’ın şu cümleleri ile bitirelim:
“Kim kendini hangi inanç ve etnik kimlikle tanımlıyorsa, benim için “doğru” odur. Erdoğan “Gürcü’yüz” diyorsa, öyledir. Emine Hanım “Arap’ım” diyorsa doğrudur.”

Odatv.com

Sabahattin Önkibar yazısında, Tayyip Erdoğan’ın sandıkla değil, Çavuşesku gibi gideceğini belirtti
ETÖCÜ ÖNKİBAR, SALDIRAY BERK’ÜN ERZİNCAN SOYKIRIM PROJESİNDE YAZDIĞI ERDOĞAN NASIL GİDER FORMÜLÜNÜ KÖŞESİNE TAŞIMIŞ HATTA VİDEO BİLE ÇEKMİŞTİ.

https://odatv.com/erdoganin-kokeni-nerelere-dayaniyor-0808141200.html

İşte Önkibar’ın yazısının ilgili bölümü:
Evet 20 kere daha seçim yapılsa Tayyip Erdoğan sandıkta aşılamaz!.. Niye mi?..
Birincisi ana muhalif damar olan CHP ile MHP’nin Kılıçdaroğlu ve Bahçeli gibi görevlilerce esir alınmasıdır.

İkinci gerekçe; medyadan, işdünyasına bütün sivil toplumu ve askeriyle-yargısıyla topyekün devlete diz çöktüren Erdoğan’ın kaybedeceği bir seçimi bile kazandı gösterebileceğidir. Bu durumda Tayyip’ten kurtulmak için onun vefatını mı beklemek gerekiyor?
Hayır tam tersi altını çizerek yazıyorum Erdoğan’ın gitmesi uzak değildir.

Nasıl mı?
Ekonomik çöküş eşiktedir.

Daha dün ABD’de istihdam rakamlarının iyi gelmesi ile FED erken faiz artırımına gitme olasılığı ile döviz fiyatlarımız şahlanmıştır ki FED eninde sonunda artırıma gidecektir…
Sadece sıcak para olayı değil Türkiye’nin mal sattığı iki temel pazardan Avrupa resesyonda, Ortadoğu’ya ise artık giremiyoruz ki bunun anlamı da cari açığın büyüyeceğidir.

Aynı şekilde yakındır Türkiye’nin kamu bankalarına uluslararası yargıdan milyar dolarları aşan cezalar güçlü ihtimaldir.

Bunlara paralel siyasi olarak Ortadoğu’da ateş yayılıyor ve Türkiye’nin bundan uzak kalabilmesi eşyanın tabiatı gereği mümkün olmayacak.

IŞİD’e verilen silah ve para desteği Tayyip Erdoğan’ı uluslararası yargının karşısına çıkaracak rezillikte ve bunun belgeleri CIA ile BND dahil emperyal istihbarat örgütlerinin elinde.

Ve bütün bunlara ilaveten AKP sayesinde güneydoğuda fiili bir Kürdistan inşa eden PKK’nın final yapma hazırlıkları…

Altını çizerek yazıyorum büyük ekonomik vurgunu yediğimiz ve iki seksen yere serildiğimiz saat PKK bölgede topyekün isyanı başlatacak ki maalesef o günlere adım adım yaklaşıyoruz.

İşte Tayyip Erdoğan o an Markos, Müşerref, Şah ve Çavuşesku misali alaşağı olacak ama geride Türkiye kalır mı ondan emin değilim zira yeni Sevrciler Büyük İsrail, Büyük Ermenistan ve Büyük Kürdistan diye topyekün üstümüze çullanacak.

Sebahettin Önkibar

Çavuşesku böyle gitmişti

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *