POST CORONA SÜRECİNDE ANLAMSIZ FETÖ SÖYLEMİ MEZARDA. AÇLIK, ÖLÜM VE YIKIM KAÇINILMAZ… SİYASİ MAHKUMLARI SERBEST BIRAKIN. ÇARE DEĞİL SOYGUNU ÖRTME VE FAŞİZM REJİMİNE… BATIK SÜFYAN ÇIPLAK… ZOMBİLİK REJİMİ…

Almanya Başbakanı Merkel karantinaya alındı

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, yeni tip Koronavirüs salgını nedeniyle karantinaya alındığı belirtildi.

Alman Şansölyesi Angela Merkel, Korona virüsü bulaşmış bir doktorla görüştükten sonra karantinaya alındı. AFP’ye göre, Merkel’in geçen Cuma günü söz konusu doktorlar görüştü. Ancak ilgili doktorla ilgili test sonucunun bugün pozitif çıktı. Bu yüzden Merkel tedbir amaçlı karantiya alındı.

KOCH MODELİ, GATA. POST CORONADA FAŞİZM, AÇLIK, ÖLÜM VE YIKIM… BATIK SÜFYAN ÇIPLAK… ZOMBİLİK REJİMİ…

Koronavirüs, batığı ortaya çıkardı!

İlker Doğan -22 Mart 2020 

TR724 HABER MERKEZİ | İLKER DOĞAN

Bütün dünyaya yayılan yeni tip koronavirüs, Türkiye ekonomisinin nasıl bir çıkmazda olduğunu da gözler önüne serdi. Avrupa ülkeleri ardı ardına esnaf ve hane halkına yönelik ‘ekonomik önlem paketleri’ açıklarken, Türkiye belli bir yaşın üzerindeki vatandaşlara ücretsiz kolonya ve 1 TL’lik maske dağıtacağını duyurdu.

Almanya Başbakan Angela Merkel bir süpermarkette alışveriş yaptı.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, başkent Berlin’deki Mitte bölgesinde süper market alışverişi yaparken görüntülendi.


Tepkiler üzerine ikinci bir paket daha açıklandı. Bu paketin büyüklüğü ise 2 milyar TL, yani yaklaşık 13 milyon dolardı! 2 milyon aileye biner lira dağıtılacağı söylendi. Esnaf ve işsiz kalan vatandaşlara yönelik yine hiçbir destek yok. Paranın hangi ailelere dağıtılacağına da bakanlık karar verecek. Halbuki başta AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, bütün iktidar temsilcileri Türkiye’nin ‘süper güç’ olduğunu söylüyor.

Türkiye yıllardır ‘hamaset’ siyasetiyle yönetildi. Ancak her ay bir öncekinden daha kötü oldu. Ve Çin’den gelen virüs, Türkiye ekonomisinin ‘batık’ olduğunu bütün dünyaya gösterdi. Binlerce esnaf bir anda kepenk kapattı. İşsizlere sadece 2 haftada binlercesi eklendi. Türkiye’nin kasasını boşaltan iktidar ise yaşananları ‘film’ izler gibi izliyor. İnsana dokunan tek bir önlem bile alınmıyor, zira kasada para yok! Virüsle mücadele için acilen sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi gerekiyor. Ancak ihtiyat akçesini bile ‘yandaş’ müteahhitlere aktaran AKP rejimi, sadece ‘ekonomik’ kaygılardan dolayı ‘sokağa çıkma yasağı’ ilan edemiyor. Ekonomik kaygılar, toplumsal sağlığa tercih ediliyor.

Koronavirüs salgını nedeniyle tüm dünyada hayatını kaybedenlerin sayısı 13 bini aştı, 14 bine doğru hızla ilerliyor. Çin’in Wuhan kentinde çıkan virüs, bütün Avrupa’yı kasıp kavuruyor. İtalya’da ölenlerin sayısı 5 bine, İspanya’da ise 2 bine dayandı. Fransa’da ise önceki gün itibariyle 600’e yakın ölüm vakası açıklandı. Türkiye’de ise ‘resmi’ açıklamaya göre vaka sayısı 947. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamasına göre ise 7 hafta içinde 21 kişi koronavirüsten hayatını kaybetti. Ancak iddiaya göre rakamlar çok daha yüksek.

ABD’DEN 1,2 TRİLYON DOLAR BÜTÇE

Yeni tip koronavirüs, küresel ekonomiyi de vurdu. Dünya Sağlık Örgütü’nün gecikmeli de olsa ‘küresel salgın’ olarak tanımladığı virüs, ülkelerin ekonomilerini de sarstı. 21 Şubat’tan bu yana virüsle boğuşan ve ölü sayısı 5 bine dayanan İtalya’da, 25 milyar Euro’luk önlem paketi uygulamaya konuldu. En büyük paket ise ABD’ye ait. ABD koronavirüs ile mücadele için 1 trilyon dolarlık bir teşvik paketi açıkladı. ABD’nin ikinci ve üçüncü teşvik paketleri de hazır. Ve bu paketler tamamen hane halkına ve vatandaşlara yönelik para akışını kapsıyor. Her haneye 1.000 dolar aktarılacak.

ALMANYA FELAKETİN FARKINDA

Yeni tip koronavirüsü en fazla ciddiye alan ülkelerden biri de Almanya. ABD’den sonra korona virüsle mücadele en büyük bütçeyi Almanya ayırdı. İşçi haklarını garanti altına alındı.  15 Mart’ta açıklama yapan Almanya Ekonomi Bakanı Peter Altmaier, ilk etapta 614 milyar dolar değerinde krediyi garanti edeceklerini söyledi. Altmaier, “Biz siyasi irade ve para eksikliği yüzünden başarısız olmayacağımıza söz veriyoruz. Bu hiçbir sağlıklı şirketin ve işçinin sorun yaşamayacağı anlamına geliyor.” ifadesini kullandı.

FRANSA’DAN SADECE İŞSİZ KALANLARA 45 MİLYAR EURO!

Fransa’da da ölümler ve vaka sayısı her geçen gün artıyor. Ülke genelinde serbest dolaşım geçtiğimiz hafta yasaklanmıştı. Fransa’da hayat neredeyse durma noktasına geldi. Fransız hükümeti şirketlere 300 milyar euro değerinde banka kredisi sunacaklarını vergi ve sosyal güvenlik primi ödemelerinin erteleneceğini duyurdu. Fransa ayrıca işsizler için de 45 milyar Euro’luk bir bütçe ayırdı. Bu para doğrudan işsiz kalan Fransızlara aktarılacak.

KANADA: SİZ SAĞLIĞINIZI DÜŞÜNÜN, PARAYI BİZ BULURUZ

Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun koronavirüsü için açıkladığı önlem paketi ise 83 milyar dolar büyüklüğündeydi. Trudeau, Kanadalılara şöyle seslenmişti geçtiğimiz hafta: “Siz parayı düşünmeyin. İşimi kaybeder miyim diye korkmayın. Siz sağlığınızı düşünün, para bizim işimiz. Size destek için 83 milyar dolar ayırdık. Bu da milli gelirimizin ancak yüzde 3’ü.”

İSPANYA, 200 MİLYAR EURO AYIRDI

İspanya, OHAL ilan etmişti. Destek paketinin tutarı 200 milyar euro. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, bu rakamın ülkenin toplam milli gelirinin yüzde 20’sine tekabül ettiğini söylemişti. Sanchez ayrıca, yaşlı ve tehlike altındaki kişilerin bakımı ile işletmelerin ödemeleri için de 600 milyon euro üzerinde bir bütçe ayırdıklarını anlattı.

700 BİN FİRMAYA 10’AR BİN STERLİN!

İngiltere de ‘sürü bağışıklığı’ stratejisinden vazgeçti ve bir ekonomi paketi açıkladı. Buna göre, büyük şirketlerden hisse alınacak. Ayrıca, turizm-hizmet sektörünün vergileri 2020’de kaldırılacak. Bütün bunlara ek olarak en küçük 700 bin firmaya 10’ar bin sterlin nakit para verilecek. Nihayet konut kredisi ödemeleri üç ay ertelenecek. İngiltere’nin açıkladığı paketin değeri ise 362 milyar sterlin yani 412 milyar dolar.

TÜRKİYE’DEN SADECE 13 MİLYON DOLAR!

Türkiye ise 15 milyar dolarlık bir bütçe ayırdı virüsle mücadele için. Halka dokunan hiçbir kalem yoktu pakette. Sadece en düşük emekli maaşının 1.500 TL olacağı belirtiliyor. Bugünkü Türkiye şartlarında 1.500 TL ile geçinmek mümkün mü? Elektrik, su, doğalgaz ve gıda maddelerindeki vergiler olduğu gibi duruyor. Sadece 2 haftada binlerce işyeri kapandı, on binlerce yeni işsiz var. Ancak ne esnafa ne de işsiz kalanlara yönelik hiç bir düzenleme yok. Tepkiler üzerine ek 2 milyar TL ayrıldığı açıklandı, yani yaklaşık 13 milyon dolar. Yaklaşık 2 milyon aileye aylık biner lira verileceği belirtildi. Bu aileleri ‘bakanlık’ belirleyecek.

TAYYİP ERDOĞAN ORTALIKTA YOK!

İşler Türkiye açısından hiç de iyi gitmiyor. Türkiye, virüsün en etkili olması beklenen ülkelerden biri olarak görülüyor zira artış hızı İtalya’dan bile yüksek seyrediyor. Ancak her konuda bir sözü olan Erdoğan, 10 gündür sadece bir kez çıktı ekranlara. 18 Mart’ta ücretsiz kolonya ve maske müjdesi verdi. O günden beri yine ortalarda gözükmüyor. En son Miraç kandili nedeniyle görüntülü bir mesaj yayınladı. “Sokağa çıkmayın.” dedi. Tavsiyelere uyulmasını istedi.

Dünya Sağlık Örgütü aşı için tarih verdi

Koranavirüs salgını ile ilgili Dünya Sağlık Örgütü’nde (DSÖ) aşı açıklaması geldi. BBC’ye konuşan DSÖ Acil Durumlar Programı Genel Müdürü Mike Ryan, “Koronavirüs aşısının en erken 1 yıla kadar bulunacağını konuşuyoruz ama gelecek” açıklamasında bulundu.

Mike Ryan, korona virüsüyle savaşta halkların evde kalmasının yeterli olamayacağı konusunda uyarıda bulundu. Ryan, sokağa çıkma yasakları ve diğer tedbirler sonrasında virüsün yeniden ortaya çıkacağını hatırlatarak, daha fazla test yapılması gerektiğini söyledi.

‘HASTALARI VE ONLARIN TEMAS KURDUĞU KİŞİLERİ BULUN’

Ryan, “Şu an asıl odaklanmamız gereken şey, hasta olanları ve virüsü taşıyanları bulup onları izole etmek. Bu kişilerin temas kurduğu kişileri bulmak ve onları izole etmek” dedi.

DSÖ yetkilisi, “Şu an sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili tehlike şu: Eğer güçlü kamu sağlığı önlemlerini şimdi almazsak, bu hareket kısıtlamaları ve sokağa çıkma yasakları kaldırıldığında, hastalığın tehlikesi yeniden fırlayacak” diye konuştu.


Rakamlarla Türkiye ekonomisi

Türkiye’de temel sorun iktidar temsilcilerinin gerçeklikle bağlarını tamamen yitirmiş olmaları. Daha birkaç gün önce Hazine ve Maliye Bakanı damat Berat Albayrak, ‘Türkiye ekonomisi için şu anda bir risk görmediğini’ söyleyebildi. Albayrak’ın ‘risk görmediği’ ekonomiye dair bir kaç rakam verelim;

-Sadece 2019’da 114 bin 977 esnaf kepenk kapattı. Aralarında büyük markaların bulunduğu yüzlerce firma konkordato ilan etti. Buna bağlı olarak üretim azaldı, işsizlik arttı, istihdam oranı düştü. Sanayi üretimi azaldı.

-TÜİK’in ‘İşgücü İstatistikleri 2019’ verilerine göre, işsiz sayısı geçen yıl 2018’e göre 932 bin kişi artarak 4 milyon 469 bin kişi oldu. DİSK-AR’a göre gerçek işsiz sayısı 7 milyonun bile üzerinde. 2002 yılında işsiz sayısı 2,4 milyondu.

-Milli gelir 2009’un altına düştü. 2012-2013 yıllarında 12 bin dolara kadar çıkan kişi başına milli gelir, 8 bin dolar seviyelerine indi. TL, dolar karşısında eridikçe eridi.

-2019 Ocak-Ağustos ayları arasında işsizlik sigortasına başvuran kişi sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 48,8 arttı. Söz konusu tarihte 903 bin 759 işsiz, işsizlik sigortasından faydalanmak için başvuruda bulunmuşken, geçtiğimiz yıl aynı dönemde bu sayı 1 milyon 345 bin 59’a çıktı.

-2009 yılında 20 milyar TL olan toplam batık kredi hacmi büyüdükçe büyüdü. BDDK verilerine göre, batık kredilerin toplamı Kasım 2018-Kasım 2019 arasındaki son bir yılda yüzde 41 artarken, batan kredi miktarı ise 142 milyar TL’ye ulaştı.

– AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında vatandaşın 6,6 milyar lira olan banka borcu bugün 520 milyarı aştı. Millet gırtlağına kadar borca batmış durumda. TÜİK’e göre her 10 kişiden 7’si borçlu.

Ya koronavirüs bizi zombiye dönüştürürse!

Cumali Önal -22 Mart 2020 

YORUM | CUMALİ ÖNAL

Tek başınıza ıssız bir sokaktasınız, arada bir yanınızdan hızla geçen arabalar dışında başka hayat belirtisi yok. Birkaç yüz metre ileride kedi mi köpek mi ayırt edemediğiniz bir hayvana ilişiyor gözünüz. Kafanız onunla meşgulken, köşe başında biriyle burun buruna geliyorsunuz…

İn midir, cin midir düşünmeye kalmadan üzerinize atlıyor ve elini yüzünüze sürüyor… ‘Ben korona oldum, sen de ol‘ diyor ve kahkaha atarak yanınızdan uzaklaşıyor. Yüzünüzü çevirip arkasından bakamıyorsunuz bile…

Bu sahneyi ünlü Walking Dead dizisinden bir sahne gibi düşünebilirsiniz.

Bazı bölümlerini nefessiz izledim diyebilirim Walking Dead‘in; insanoğlunun birgün bu tür bir afetle karşılaşabileceğini düşünerek…

Benzer manzaralara daha önce savaş bölgelerinde şahit olmuştum. Kapkaranlık, harabe sokaklar, belli belirsiz karartılar ve en korkuncusu da kan dondurucu bir sessizlik…

Herşey basit bir virüse bağlı. Nereden çıktığı, sebebinin ne olduğu belirsiz bir virüs çok kısa sürede insanlığı neredeyse dünyadan silip süpürüyor.

Koca koca şehirler kısa sürede çölleşiyor, adım başı zombiler türüyor. Bir ısırıkla kalanları da kendilerine dönüştürüyorlar.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Dün gece sokakta dolaşırken koronavirüs ve Walking Dead filmini üst üste düşündüm, bir irkinti sardı beni. Üzerine bir de dini kitaplarda geçen kıyamet alametlerini ekledim, Yecüc Mecüc‘le örgüledim. Adımlarımın nasıl da hızlandığını farketmedim bile.

Koronavirüs gözümde Walking Dead’in bir provası gibi, birinde ısırık, diğerinde temas. Bu kadar basit.

Hava hafifçe kararmıştı. Adımımı sokağa atar atmaz karşı yönden gelen biri, beş kişinin yan yana rahatlıkla yürüyebileceği kaldırımdan inerek yolda yürümeye başladı, gözlüğünün altından beni süzdüğünü hissettirircesine.

Rüzgar da bir korku filmi için hazırlanmış fon gibi müziği gibi ürküntü vericiydi. Yarım saatlik yürüyüşte bana zombi muamelesi yapan kişi dışında hiç kimseyle karşılaşmadım, birkaç araç dışında.

Sokağa çıkma yasağı yok henüz ama insanlar kendilerini eve kitlemiş durumda. Çünkü artık herkes potansiyel bir koronavirüs taşıyıcısı. Kendi çapında bir zombi yani.

İnsanoğlunun çaresizliğini ortaya koydu aslında bir yandan da bu basit virüs. Kendilerini Kaf Dağı’nda sanıp hergün kameraların karşısında prompterdan okuyarak saatlerce nutuk çekenlerin de nasıl bir korku içinde olduklarını hayal ettim. Acaba Nemrut’u öldüren o sinek de bunun gibi bir virüs müydü?

Her neyse…

Hayat herşeye rağmen devam edecek ve koronavirüs de birgün unutulacak. Ama arkasından derin izler bırakarak, belki insanoğlunun yüzlerce, binlerce yıllık birtakım gelenek ve göreneklerini yok ederek.

Mesela belki insanlar artık bir daha tokalaşamayacak, birbirine sarılamayacak. Kimbilir belki artık camilerde saf saf namaz da kılamayacak. Komşuluk ilişkileri zayıflayacak, arkadaş, dost sohbetleri rafa kalkacak. Halay dahi çekilemeyecek belki. Kimse kalabalık bir otobüse veya minibüse binemeyecek. Tiyatrolar, sinemalar, maçlar tarih olacak kimbilir…

Korona başka nelere mi yol açar?

İnsanüstü özelliklere sahip olduklarını düşünen bazı varlıklar bir anda Kaddafi gibi gider borularında kendilerini bulabilir mesela. Neden mi?

İnsanoğlu dinle, ahlakla, milliyetçilikle, parayla, koltukla, cinsellikle, villayla kandırılabilir ama aç bir insan hiçbir şekilde kandırılamaz. Hele hele o insana evinde otur, dışarı çıkma da denemez.

Bentleri yıkan seller gibi her şeyi önüne katıp götürür aç insanlar… Bunun nasıl olduğuna Mısır ve Tunus’ta şahitlik ettim. Bir kartopu gibi kar toplamaya başladı mı, artık önünde hiçbir güç duramaz.

Birkaç gündür Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın neden ortalıklarda çok fazla görünmediğini anlamaya çalışıyorum. Batılı muadilleri neredeyse her gün ekranların karşısına çıkarak yapacaklarını anlatıyorlar, gazetecilerin sorularına cevap veriyorlar.

Ama o, 100 milyar lira olduğunu öne sürdüğü ekonomi setini duyurduktan sonra neredeyse sırra kadem bastı. O ki, günde beş vakit kameraların karşısına geçen ve kah kaşlarını çatarak, kah parmak sallayarak dünyaya nizam veren biriydi. Yerine göre Trump’a, kimi zaman Putin’e racon kesiyordu. Fakat anlaşılan şimdi durum Trump ve Putin’e kafa tutacak kadar gözü kara olan Erdoğan için pek iç açıcı değil.

Nasıl olsun ki… Merkez Bankası, Yatırım Fonu, deprem fonu, işsizlik fonu, bilmem ne fonu vs. nerede para varsa hepsi tam takır.

Üstüne üstlük ekonominin çarkları neredeyse tamamen durmuş halde. Fabrikaların bacası tütmüyor, oteller ve sahiller bomboş. İçeride dört milyon mülteci var, sınırda da dört milyon daha bekliyor. Askerler Suriye ve Libya’da bir hiç uğruna mayınlı tarlaya sürüldü.

Issız sokağın verdiği ürküntü ile her olayı Walking Dead’a bağladığımın farkındayım. Zombilerin en küçük bir sese yönelmesi gibi, bizler de koronavirüsü salgınıyla biryerlere mi yönlendiriliyoruz acaba diye düşünmeye başladım şimdi de?

Birileri bizim üzerimizden bazı testler mi yapıyor? Gerçekten zombileleştik de haberimiz mi yok?

İşin içine komplo girdi mi yüzlerce soru sorulabilir aslında. Ama son sözüm komplo değil. Koronavirüs kısa sürede çözülemezse Türkiye çok önemli gelişmelere gebe. Benden söylemesi.

Kayıptan başka kazancı olmayan şey: Yalan

Ahmet Kurucan -22 Mart 2020 

YORUM | AHMET KURUCAN

Bütün dünyanın haklı olarak ilim adamlarının  KOVİD-19 adını verdiği Corona virüsü ile oturup kalktığı tarihi bir dönemde İslami İlimler eğitimi almış ve bunu meslek edinen bir kişinin söyleyeceği ne olabilir ki? Söyleyebileceğim tek şey uzmanların ve yetkililerin tavsiye, emir ve yasakları doğrultusunda hareket etmeleridir. Yeter ki bu tavsiye, emir ve yasaklar dünya gerçekleri ile uyum içinde olsun.

Bunu demek bile bana derinden derine bir acı ve ıstırap veriyor ama ne yazık ki hali pür melâlimiz bu. Zira adına devlet dediğimiz aygıt sadece bu türlü zamanlarda değil her zaman kendi vatandaşını hiçbir ayrıma tabii tutmadan koruma, onlara eşit hizmet verme, birlik beraberlik ve dayanışmayı sağlama, vatandaşına karşı yalan söylememek zorunda iken maalesef bizim gibi ülkelerde başka amaçlar ön plana çıkabilmekte ve insan hayatını tehlikeye atan nice yalanlar böylesi ortamlarda bile söylenebilmektedir. İletişim teknolojisinin geliştirdiği vasıtalarla yayılan haberlerle resmi kanallardan intikal eden haberler arasındaki fark bunun delili.

Yalan demişken tam da bugünlerde TR724 sayfaları için kaleme almaya başladığım yalanla alakalı iki yazıyı gündemden bağımsız olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Girişte söylediğim şeylerle bunu bağdaştırmak, irtibatlandırmak, çıkarımlarda bulunmak son tahlilde okuyucunun vereceği bir karar. Ben bu yazıyı kaleme alırken bunları hiç düşünmemiştim. Çünkü ortada ne Corona vardı ne gerçeklerden kaçan ve hadiselerin seyrini takip edemeyip küçümseyen idareciler ne de dünya çapındaki gelişmeleri umursamayan bir halk vardı.

Kur’an’da “zorluk saati” diye anlatılan (9/117) bir zaman dilimi vardır. Bu dilim öncesinde yapılan hazırlıklar hariç Medine’den gidiş ve dönüş itibariyle 50 gün süren Tebük seferidir. Tebük’te savaş olmadığı için “Tebük  Savaşı” veya “Tebük Gazvesi” yerine “Tebük Seferi” denilmesi daha yaygın bir kullanımdır.

Bazı Arap kabilelerinin Bizans’la ittifak kurduğu ve Bizans’ın Medine’ye savaş hazırlığı içinde bulunduğu istihbaratı üzerine gerçekleşen Tebük seferi gerek Tebük’un Medine’ye 700 km’yi aşkın bir uzaklıkta yer alması, gerek Mekke fethi ve Huneyn yorgunluğunu üzerinden atamayan sahabenin fiziki ve moral durumu, gerek düşmanın gücü, gerek  seferin Huneyn ganimetleri ile rahata erildiği düşünülen hem de Ramazan ayını da içine alan bir zamana denk gelmesi ve benzeri bir çok sebepten dolayı gerçekten zor bir yolculuk olacaktı. Bu yüzden hazırlanan orduya da zaten “saati’l usra” yani  “zorluk ordusu” adı verilir siyer tarihinde. Bu çerçevede şu bilgi oldukça önemlidir; daha önceki askeri seferlerinde nereye gideceğini söylemeyen Allah Resulü ilk defa bu sefer öncesi nereye gidileceğini söylemiştir.

Efendimiz (sas) Tebük gazvesi öncesi askeri teçhizatın tam yapılabilmesi için halkın himmetine başvurur. Devlet düzeninin henüz oturmadığı, oturduğu kadarıyla da devlete ait maddi kaynakların yeterli gelmediği zamanlarda müracaat edilen bir uygulamadır bu. Tabii bu durum söz konusu zorlu sefere gitmek istemeyenlerin açığa çıkmasına sebebiyet verecekti ve verdi de. Tevbe suresinde detaylarını gördüğümüz duruma göre savaşa katılmak istemeyen münafıklar Hz. Peygamber’den izin istedikleri gibi başkalarının gitmelerini de engelleyecek propagandaları Medine sokaklarında gizlice yapıyorlardı.

Sahabe bundan etkilenmez demeyin hemen. Son tahlilde insan. Etkilenenler vardı. Kur’an bunu ayetiyle şöyle ifade ediyor ve bir uyarıda bulunuyordu: “Ey iman edenler! Size ne oldu ki, ‘Allah yolunda seferber olunuz’ denilince yerinize yığılıp kaldınız; yoksa siz de (müşrikler ve münafıklar gibi) ahiretten vazgeçip bu dünya hayatını mı tercih ediyorsunuz? Fakat şunu unutmayın ki dünya hayatının geçici ve fani olan nimetleri ahiret hayatındaki ebedi nimetler yanında bir hiç mesabesindedir. Eğer sizler Allah yolunda mücadele etmek için topyekûn seferber olmazsanız, bilin ki  Allah sizi çetin bir azapla cezalandırır ve yerinize başka bir insanlar getirir. Kaldı ki sizler savaşa çıkmamakla Allah’ın dinine ve Peygamberine hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir, dilediği her şeyi gerçekleştirmeye gücü yeter.” (Tevbe 9/38-39)

Büyük bir uyarıydı bu. İmanın özünü ve ruhunu teşkil eden samimiyeti, candanlığı, içtenliği yakalamış müminler mesajı almış ve sefere katılabilmek için ellerinden gelen her türlü gayreti göstermeye başlamıştı. Kadınlar zinet eşyalarını getirip veriyorlardı. Malının tamamını getirip verenler vardı. Yarısını getirenler hiç de az değildi. Hiçbir şey bulamayan fakirler sabaha kadar hurma bahçelerinde şu kuyularından 6 kg hurma karşılığı şu çekiyor ve ertesi gün aldığı ücretin yarısını getirip Tebük’e gidecek orduda kullanılmak üzere teslim ediyorlardı.

Ayetle sabit olduğu için şunu da anlatayım. 7 kişilik bir grup orduya katılmak için binek bulamamışlardı. Çalmadıkları kapı kalmayan bu insanlar öylesine ağladılar ki çevre onlara “yırtınırcasına, dövünürcesine ağlayanlar” manasına gelen “bekkâin” lakabını takmıştı.  Nihayet dertlerini Allah Resulüne açma kararı verdiler. Belki o bir çaresini bulur ümidiyle doluydular. Mevcut imkanlarını, durumlarını ve isteklerini arz ettiler. Aldıkları cevap maalesef olumsuzdu. Allah Resulü de onların derdine deva olmamıştı. Öyle üzüldüler ki, bu üzüntülerine karşı sema sessiz kalmadı. Bizatihi Allah indirdiği ayetiyle onları teselli ediyordu: “Kendilerine savaşa çıkacak malzeme ve binek temin etmen için huzuruna gelenlere, “Üzgünüm, size verecek binek verebilecek imkânım yok!” cevabını alan ve bundan dolayı üzüntüden iki gözü iki çeşme gözlerinden yaşlar boşanarak, yürekleri kan ağlayarak dönüp giden o fedakâr müminlere herhangi bir günah ve sorumluluk yoktur.” (9/92)

Öncesinde ortam buydu. Sonrasına gelince; 50 gün süren bu zorlu seferden dönülmüştü. Sefere katılmayan birçok insan Hz. Peygamberin huzuruna gelip -ki kaynaklar 80 kişi olduğunu söylüyor- mazeretlerini anlattılar. Herkes kendisini haklı çıkartacak, Allah Resulünün nezdinde ve toplum içindeki konumunu zedelemeyecek mazeretler ileri sürüyordu. Amaçları Hz. Peygamberin kendilerine ilişmemesi, cezalandırmaması hatta af etmesiydi. Halbuki Allah onların gerçek hallerine niğehbandı ve Resulüne “Savaştan dönüp yanlarına geldiğinizde, size özür beyan edecekler” diye başlayan ayetleri ile durumlarını açıklamıştı. Şöyle diyordu Allah: “(Ey müminler!) Seferden döndüğünüz zaman, o münafıklar kendilerini anlayışla karşılamanız için, bir takım haklı sebeplerden dolayı savaşa katılmadıklarına dair Allah adına yemin edecekler. Sakin onlara yüz vermeyin, onlardan yüz çevirin, muhatap bile olmayın. Çünkü onlar (manen) murdar, kirli, pis adamlardır. İşledikleri günahların karşılığı olarak onların ahiretteki meskenleri cehennemdir.” (9/95)

Fakat bunlar içinde bir üç kişi farklı bir tutum izledi. Lafı hiç eğip bükmediler. Sefer öncesi savaşa katılmak için hiçbir mazeretlerinin olmadıklarını hatta şimdiye kadar yapılan savaş seferlerinin hiçbirisinde bu ölçüde hazır ve hazırlıklı olmadıklarını itiraf ettiler. Tam 40 gün boyunca Allah Resulü bunlarla konuşmadı. O konuşmayınca sahabe de konuşmadı. Tam anlamıyla bir tecritti bu. Sosyal hayattan tamamıyla kopmuşlardı. 40. gün eşlerinden ayrılma emri kendilerine ulaştı. Boşama değildi kastedilen. Sadece ayrı mekanlarda yaşamalarını istiyordu Allah Resulü. Tam anlamıyla yalnızlığa mahkûmiyet. Eşini bile senin elinden ve evinden alan bir hatanın cezasıydı bu. Başka türlü izah edilmez bu durum. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen dar geliyordu artık bu insanlara. Ölüm hayattan daha cazip hale gelmişti.  Nihayet sema hükmünü iletti Nebiler Serverine.

Kaderin garip bir cilvesi. Tebük seferi 50 gün sürmüştü. Bu boykot da tam 50 gün devam etmişti. İnen ayetlerle o üç kişinin göz yaşı pınarlarını kurutan 50 günlük boykot sona ermiş, Allah onların samimiyetlerine, içtenliklerine merhametle mukabelede bulunmuştu. Af etmişti. Müminlerin de af etmesini ve hiçbir şey olmamış gibi birlikteliklerine devam etmelerini istiyordu. Şöyle diyordu Allah: “Allah, savaştan geri kalan ve haklarındaki hüküm ertelenen o üç kişinin de tövbelerini kabul buyurdu. Çünkü onlar öylesine bunaldılar ki dünya bütün genişliğine rağmen başlarına dar geldi. Çektikleri vicdan azabı kendilerini ezdikçe ezmişti. Sonunda Allah’a karşı yine Allah’tan başka bir sığınak olmadığını anlamışlardı ki zaten Allah da onlara tevbeye yönelme azmi vermiş ve tevbelerini kabul etmiştir. Çünkü Allah Tevvab’dır, Rahîm’dir samimi tevbeleri kabul eden, tövbekâr kullarına karşı da çok merhametli olandır.” (9/118) Buradan müminlerin de alacağı bir ders olmalıydı. Kur’an bunu da açıkça beyan etti: “Ey (Tebük seferine katılmayan ) müminler! Bundan böyle Allah’ın emirlerine karşı gelmekten, duyarsız kalmaktan  sakının ve Peygamber ile birlikte savaşa giden dürüst insanlarla beraber olun.” (9/119)

Pekala haklarında Allah’ın hüküm vermesine ve hükmünü kıyamete kadar gelecek insanların okuyacağı ayetlerle beyan etmesine sebebiyet veren sır neydi. Bir tek şey; sıdk. Yani doğruluk. Yalana tevessül etmeyişleri. Aleyhlerinde olacağını bildikleri halde doğruyu söylemeleri. Zira onlar biliyorlardı ki bir beşer olan Hz. Muhammed’i kandırsalar da Allah’ı kandıramazlardı. O her şeye vakıftı. O her yerde hazır ve nazırdı. Yalan söylemenin hiçbir anlamı yoktu. Ya kazancı? Kazancı da yoktu kaybetmekten başka. Öyleyse niye yalan söylesinlerdi ki? Söylemediler ve kazandılar. Geçici bir süre çile çektiler, ıstırapla iki büklüm oldular, üzüldüler ama ebedi olarak kazandılar. Kimdi bunlar. Aklınızın bir kenarında kalır düşüncesiyle bu sadakat kahramalarının isimleri şunlardı: Kâ’b b. Malik, Hilal b. Ümeyye, ve Mürâre b. Rebi.

Şimdi bu üç sahabenin yalan-doğru yol ayrımında durduğu yeri ve buna karşılık olarak Allah’ın verdiği mükafatı gördük. Pekâlâ ya biz? Biz nerede duruyoruz. Ümmet-i Muhammed nerede duruyor? Halkının çoğunluğunu Müslümanların teşkil etmiş olduğu milletler nerede duruyor? Sosyal hayatta yapılanmalarının temeline oturttuğu değerlerde dine her şeyden daha fazla yer veren dini cemaatler, tarikatlar nerede duruyor. Hepsi bir tarafa biz dediğimiz ümmet-i Muhammed, millet, toplum, cemaat, tarikat tek tek ben’lerden oluştuğuna ve ben de onun bir parçası olduğuma göre ben nerede duruyorum?

Bütün inciticiliğine rağmen doğrunun yanında mı yoksa yalanın sağlamış olduğu yalancı konforun yanında mı? Adı üzerinde yalancı konfor. Zaten yalanın sahih bir konfor sağlaması, insana iç huzuru vermesi mümkün mü?

Dillerimizde pelesenk olan bir kavramla bitireyim bu yazıyı; “Hakkın hatırı âlidir.” Gerçekten öyle mi? Aynanın karşısına geçip bu soruyu kendinize bir sorar mısınız lütfen! Hakkın hatırı başka hiçbir hatıra feda edilmeyecek ölçüde âli mi?

Meydan okuyana cevap lâzım

Bekir Salim -22 Mart 2020 

YORUM | BEKİR SALİM

Âşık Feymanî çok sevdiğim halk âşıklarından biriydi… Etkili şiirleri, güzel atışmaları vardı. Otuz-kırk yıl kadar önce Kolera salgını ile ilgili bir taşlaması olmuştu. Reyhanî Usta da, ben de, bir çok halk şairi de etkilenmiş “Kolera” taşlaması yapmıştık. Şimdi, bu yaşlı âşık “Korona” ya bir destan yazmış. Açıkcası, hem şiirselliği bakımından hem muhteviyatındaki iftiralardan dolayı büyük hayâl kırıklığı yaşadım.

Cevap hakkı doğmuştu:

Üzüldüm, Feymanî, düştüğün hâle,
İhtiyar çağında güce kanmışsın.
Ben seni ehl-i dil âşık bilirdim,
Meğer ak perçemli papağanmışsın.

Mevlâm kullarına bir akıl vermiş,
Akılsız her sözü tekrar edermiş.
Bir zalim ağzından hâcet gidermiş,
Sen rengine bakıp altın sanmışsın.

Âşığın kelâmı olur mu kira?
Yakıştı mı sana böyle iftira!
Dilerim, ahrette düşmezsin zora,
Sen ki, bu dünyada zaten yanmışsın…

Bu şiirim üzerine, şahsen tanımadığım İsmail Çelik isimli bir halk şairi bana sitem etmiş. Âşık Edebiyatında buna “meydan okuma” da denebilir. Geleneğe göre meydan okuyanın yaşına-başına, şöhretine-makamına bakılmaz. Kim olursa olsun, mutlaka cevap verilir. Yani, ben, “bu şiir durak hatalarıyla, ahenk bozukluklarıyla dolu, armudun sapı, üzümün çöpü” gibi bahanelere sığınıp meydandan kaçamam.

İşte değerli şairin sözleri ve acizâne benim cevabım:

Aldı İsmail Çelik:

“Madem ki sitemler konuşuyor ben de sitemimi buraya bıraktım. 

Bekir beyim onu bunu bırak da,
Amerika güzel midir de hele?
Buradan yükselen feryat, figanlar,
Oralara gazel midir de hele.

Bekir beyim neden sustun her şeye,
Sanma burda düşünceler “Tahşiye”,
Terörist derlerken masum Ayşe’ye,
Orada matmazel midir de hele.

Sanki bu diyardan ümidi kestin
Merak ettim acep kimlere kastın.
Silah arkadaşın, üstlerin, astın…
Gözünde müptezel midir de hele.

Haksızlığa çalıyorken sazını,
Noldu birden esirgedin sözünü,
Yoksa biz mi yanlış bildik özünü,
Hep gelişigüzel midir de hele.

Biraz kendine sor necisin, nesin!
Sanki sen de şöhrettesin, ündesin.
Bütün haykırışlar, bütün nefesin,
Liderine özel midir de hele.”

Aldı Âşık Neharî (Bekir Salim):

Dostların sitemi baş göz üstüne,
Yeter ki, olmasın gıybet, sû-i zan,
Gök kubbe yıkılır bir söz üstüne,
Şuursuz lâf etmez gerçek müslüman.

Ben, ahir ömrümde gurbete düştüm,
Saymadım, kaç nehri, kaç dağı aştım.
Hasret ateşiyle kavruldum, piştim;
Gözlerim hep yaşlı, başım hep duman…

Kimimiz Eba Bekr kimimiz Ali,
Herkeste değişik imtihan hâli,
Kimde arayalım şimdi vebâli,
Altı şarttan biri kadere iman…

Anlamaz gafiller, bilmez cahiller
Doğrar Sümeyye’yi Ebu Cehiller,
Gün gelip de biter elbet mehiller,
Görürüz zalim mi mazlum mu yaman…

Âşık Neharî’nin üstüne gitme,
Kendini yok yere ateşe atma,
Delilin yoksa sus! İftira etme,
Ebedi hayatın solmasın aman!

Koronavirüs’ten ölenlerin sayısı 30’a yükseldi; toplam vaka bin 236 oldu

Türkiye’de koronavirüs kaynaklı can kaybı 30 oldu. Bugün 9 kişi daha hayatını kaybetti, toplam vaka sayısı bin 236’e ulaştı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Yeni hayatlar kaybediyoruz. Vaka sayıları artıyor. Fakat mümkün olduğunca çok sayıda test yaptığımız unutulmamalı. Tedavi altına alınmış her hastayla, salgının önünü kesmiş oluyoruz. BUGÜN 9 YENİ VEFAT, 289 YENİ TANI VAR. Evimizde kalalım. Risk almayalım. Hayat eve sığar.” dedi.

10 milyon dolara yapılan binayı kayyım malzemeleri ve arsasıyla 3.2 milyon dolara sattı!

Tr724 Haber Merkezi -22 Mart 2020 

15 Temmuz sonrası el konulan ve kayyım atanan Dumankaya Şirketler Grubu’nun Gebze’de yaptırdığı bina değerinin çok altında satıldı. Kayyım, sadece inşaatı 10 milyon dolara mal olan binayı sessiz sedasız malzemeleri, arsası ve Toyota bayiliği ile birlikte 3.2 milyon dolara sattı.

Binanın çok ucuz fiyata ve tek bir kişiye satış sürecini sosyal medya hesabı Twitter’dan anlatan Dumankaya İnşaat Yönetim Kurulu Başkan Vekili Barış Dumankaya, “Satıştan önce ve satıştan sonra noter kanalıyla ihtar göndermemize rağmen, üstüne basa basa rekabet şartlarının oluşmadığını söylememize rağmen “kurt kuzuyu yemeyi kafaya koymuş bir kere.” Bakalım bu beceriksizler güruhu ileride açılacak ceza davalarında ne söyleyecekler.” diye yazdı.

Barış Dumankaya, “Geçici Kayyım! Benim $10 milyona mal ettiğim Toyota Plaza Dumankaya Gebze’yi yaklaşık $3.2 milyon dolara sattı. Koskoca plazanın sadece alet, edavet, ekipman ve demirbaşlarının maaliyeti $1 milyon dolarken, 8.000 m2 binayı, arsasını, Toyota bayiliğini ve en önemlisi 8 yıllık müşterisini ve emeğini sadece $2.2 milyona sattı.” ifadelerini kullandı.

baris dumankaya@barisdumankaya

Geçici Kayyım!
Benim $10 milyona mal ettiğim Toyota Plaza Dumankaya Gebze’yi yaklaşık $3.2 milyon dolara sattı. Koskoca plazanın sadece alet, edavet, ekipman ve demirbaşlarının maaliyeti $1 milyon dolarken, 8.000 m2 binayı, arsasını, Toyota bayiliğini

Resmi Twitter'da görüntüle

1.38307:53 – 20 Mar 2020Twitter Reklamları’na ilişkin bilgiler ve gizlilik1.108 kişi bunun hakkında konuşuyor

Kendi binalarına yakın bir yerdeki arsadan da örnek veren Dumankaya, “Bizim Gebze deki plazamızın çapraz karşısında bizim arsadan yaklaşık 200m2 daha küçük ve daha kötü konumda olan bir arsa http://sahibinden.com da 14 milyon TL ye 03/07/2018 de satışta,o günkü dolar kuru ile bu arsa $3.685.000 ediyor.” şeklinde konuştu.

Barış Dumankaya o ilanı da paylaştı.

İHALEYE BİR KİŞİ SOKULDU

Barış Dumunkaya yaşanan süreci şöyle özetledi: “İhaleye daha önceden anlaştıklarını düşündüğüm TEK 1(bir)kişi katıldı ve rekabet şartlarının oluşmamasına rağmen Plaza’yı düşük fiyatla sattılar. İhaleye giren tek kişi kapora olarak ilk etapta 1.850.000TLyatırıyor ve Plaza’ya tek başına teklif veriyor.

Barış Dumankaya

“Fakat o sırada Dolar/TL kuru 7 TL ye kadar fırlıyor. Alıcı, bankadan kredi bulamıyor. Normalde ihale şartnamesine göre, alıcı, ana bakiyeyi ihalenin yapıdığı günden en geç 1(bir) ay içerisinde yatırması gerekiyor, yatıramadığı takdirde kaporası yanıyor.1 ay içerisinde parayı yaptıramıyor, ne zaman yatırıyor biliyor musunuz? Tam 2.5 ay sonra. TMSF ye ve Geçici yönetime o tarihde aşağıdaki ihtar gönderiliyor.”

“Satıştan önce ve satıştan sonra noter kanalıyla ihtar göndermemize rağmen, üstüne basa basa rekabet şartlarının oluşmadığını söylememize rağmen “kurt kuzuyu yemeyi kafaya koymuş bir kere.” Bakalım bu beceriksizler güruhu ileride açılacak ceza davalarında ne söyleyecekler.”

Kayyım heyeti

Dumankaya Kayyum heyeti, 29 Eylül 2016 tarihli 9165 sayılı Sicil Gazetesi’nde yayınlanmıştı. Dumankaya’nın yönetim kurulu başkanlığına Melek Küremmioğlu’nun, yönetim kurulu üyelerine Erbil Sezer, Sami Türker, Cengiz Çendeoğlu, Halük Kanca, Muhsin Bilgi, Halil İbrahim Akyıldız’ın atamalarına karar verilmişti.

Koronavirüs fırsatçılığı: Koruma altındaki doğal alanlar imara açıldı

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Başkanı Cemal Gökçe, koruma altındaki doğal alanların sessiz sedasız yapılaşmaya açıldığını söyledi.

Gökçe, yeni bir yönetmelikle askeri bölgeler, su ve orman havzalarından sonra şimdi de koruma altındaki doğal alanların imara açıldığını, üstelik bu düzenlemenin halkın adeta can derdine düştüğü Koronavirüs salgınıyla boğuştuğu bir döneme denk getirilerek kamuoyunun dikkatinden kaçırıldığını ifade etti.

Sözcü’nün haberine göre, Cemal Gökçe, kritik kararın 16 Mart 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile uygulamaya geçirildiği bilgisini verdi.

Gökçe, yeni düzenlemede, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları içinde şunları söyledi;

“Barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak, kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarında izin verilen faaliyetlere ek olarak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, entegre tesis, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır.

“Düzenleme doğal koruma alanlarına yerleşmeyi mümkün kılıyor”

Bu düzenleme açık ki doğal koruma alanlarını sadece ticari faaliyete açmıyor aynı zamanda yerleşmeyi de mümkün kılıyor.

‘Düşük yoğunlukta’ denilerek sözde kabul edilebilirliği sağlanmaya çalışılsa da, yoğunluğu ne olursa olsun adı geçen bölgelerin imara açılacağı anlaşılıyor.

Kentsel değerlerin, kentlerin ortak kullanım alanlarının, askeri bölgelerin, su ve orman havzalarının yerleşmeye açılması yetmemiş olacak ki, yeni düzenleme ile doğal alanlar da imara ve kaçınılmaz olarak yerleşmeye, yapılaşmaya açılıyor.!

İMO Başkanı Cemal Gökçe, düzenlemenin normal bir zamanda değil, bütün ülkenin Koronavirüs nedeniyle can derdine düştüğü bir dönemde sessiz sedasız yayımlandığını belirtti.

68 yaşındaki Ethem amca acil ihtiyacı yanlış anladı: 155’i arayıp maden suyu sipariş etti!

Koronavirüs salgını sebebiyle 65 yaş ve üstü kişilerin dışarı çıkması yasaklanmasının ardından acil ihtiyaçlarını karşılamak için 112, 155, 156’yı arayabilecekleri duyuruldu. Sivas’ta yaşanan ilginç olayda 68 yaşındaki Ethem Koçak, 155 Polis İmdat’ı arayıp, bir koli maden suyu istedi.

Koronavirüsü salgını sebebiyle 21 kişinin öldüğü vaka sayısının 1000’e yaklaştığı Türkiye’de 65 yaş ve üstü vatandaşlara sokağa çıkma yasağı getirildi. 65 yaş ve üstü vatandaşların acil ihtiyaçlarını karşılamak için de 112, 155, 156 numaralarını arayabilecekleri açıklandı.

POLİSTEN 1 KOLİ MADEN SUYU İSTEDİ

Sivas’ın Tuzlugöl Mahallesi’nde yaşayan evli ve sekiz çocuk babası Ethem Koçak, maden suyu bitince polisi aradı. Maske ve eldiven takarak önlem alan polis ekipleri, marketten aldıkları bir koli maden suyunu, eşi bir süredir İstanbul’da olduğu için yalnız kalan Ethem Koçak’ın evine bıraktı.

KOÇAK: BİZ BAŞKA SU İÇEMİYORUZ

Maden suyunu getiren polislere teşekkür eden Ethem Koçak, “Biz başka su içemiyoruz. Maden suyu içiyoruz. Polisler geldi. Sağ olsunlar milletimiz için çalışıyorlar. 65 yaş üzeri kimse çıkmasın dışarıya. Sağlık hepsinden önemli.” diye konuştu.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *