TÜRKİYE’DE bilinmeyen bir insan türünün DNA’sına rastlandı… MİT VE SARAY NE FİLM ÇEVİRİYOR? SUFİ’Yİ SÜFYAN CANLI NE YAPACAK OLABİLİR. BİZİM ÖLÜMÜZ DE DİRİMİZDE MAKBULDÜR ŞEYTAN. FETÖ BORSASI ÜZERİNDEN ŞEYTANLAŞTIRMA ŞEYTANLIĞI… ŞEYTAN ŞOKTA…

İZMIR de 2014 yılından itibaren fişleme yaparak masum insanların gozaltina alinip ,mallarinin gasp edilmesine neden olanlardan biri de KUDRET DİKMEN VE ÇETESİ , FİŞLEMECİ KUDRET 2013 yılından 2016 yılına kadar IZMIR ISTIHBARAT şube müdürlüğü yaptı.

PEKİ NEDEN SUÇLU ETÖ VE PERİNÇEKCİLER HİÇ OLMUYOR ODATV NİFAKÇILARI?

Izmir’de 3 yil milleti fetocu diye fisleyip malina mulkune Erdogan adina coken ve hapishanelere dolduran Mr. Kudret’i fetocu diye yargiya teslim etmek bir ETO ve Erdogan’in adaletidir. Yine seytanlastirilan Feto. Kayip icinde kayip. Seytanlik icinde seytanlik. Pes dogrusu CHP ya!

Image
İZMIR’deki ÇETE’lerden biri olan KUDRET DIKMEN ÇETESİ ,Serkan Kurtulmuş adındaki bir sivil ile birlikte çalışarak, en az 60 esnaf ve işadamının mallarına çökerek gasp ettiler . Mallarina çökülecek işadamları ve esnaflarının belirlenmesi işini, FİŞLEMECİ KUDRET DIKMENIN istihbarat subedeki ÇETESİ yapıyor, ve Kudret tarafından da whatsapp dan ,Serkan Kurtulmuşa gönderilerek ,insanlarin mallari gasp ediliyordu.

Avrasyacı-Erdoğancı kavgası. Devlet içinde yeni bir savaş. Kim kazanır?

İZMİRDEKİ 2. ÇETE DAYI-AĞABEY KOD adli Sozde savci OKAN BATU ve ÇETESİ

CHPLİ BİR KADRO FETÖ BORSASINDA MASUM İNSANLARI AKP GİBİ SOYUYOR…
Image
DAYI – AĞABEY KOD SÖZDE SAVCI OKAN BATU ve ÇETESİ, izmirde yeğenleri üzerinden milletin mallarına çöküp gasp etti . Sozde Emniyet Muduru Kudret Dikmen ve Sözde Savcı Okan Batu INSANLARI FISLEYEREK MALLARINA ÇÖKÜP GASP ETTINIZ . BUNU HESABINI HALKINIZA HUKUK ONUNDE VERECEKSINIZ ,EMIN OLUN .

Deniz Alman diye yirtti; ceza bir daha ulkeye gelemesin diye verilmistir. Sufyan Erdogan; MIT mustesar yardimcisi Kemal Eskintan’a Faruk Arslan’i sag istiyorum; paketleyin Saray’a huzuruma getirin diye emir verdi. Ama basaramadi MITciler. Cok uzgunum. Her kusun eti yenmez Sufyan! Reiz piyasaya 4.5 milyar dolar ve bir o kadar altinini surdu. Masallah cok zengin reiz)))) sufyan tabi… 62 yaşındaki Ağaoğlu’nun karısı 24 yaşında. 68 yaşındaki Aziz Yıldırım’ın yeni karısı 28 yaşında. 77 yaşındaki Aydın Doğan’ın sevgilisi 26 yaşında. Sevgilim yok diye üzülmeyin; belki daha doğmamıştır… 1 milyon 56 bin kişiye teröristsin denerek işlem yapıldı!Dünyanın en büyük ordusunda bile bu sayı yok!Yeryüzünde bu istatistiğe sahip ikinci bir ülke gösterebilir misiniz?Peki hal böyleyken sizde nasıl bir yüz var ki bunları pişkince söylerken en ufak 1renk vermiyor?

Image
R-Etö yü öyle bir son bekliyor ki.. O son’a şahit olduğunuz vakit,yüreğiniz öyle soğuyacak ki..!bu aşağılık Zalimlerin yüreğinize doldurduğu öfkenin belki de zerresi kalmayacak. İşte öyle bir Son! Ben hariç!! Benimkisi öfke değil! Ne olduğunu sormayın! Ben de bilmiyorum! Dilipak Is bankasina el koyalim; Etocu umit dundar orada toplanan darbe butcesi ile darbe yapacaklar diye Saray’a daha dun sunum yapti. Erdogan icin Mehdi ve Halife biati alan Dilipak her halti bilen Yesil Gladyo elemani. Perincek kadar namussuz bir soytari. Yargilanmali. Dilipak: Düne kadar parti, il ilçe teşkilatları himmet toplanan, Pensilvanya’ya gideceklerin isim listelerinin hazırlandığı yerdi https://t24.com.tr/haber/dilipak-dune-kadar-parti-il-ilce-teskilatlari-himmet-toplanan-pensilvanya-ya-gideceklerin-isim-listelerinin-hazirlandigi-yerdi,860963

Uyandırma Servisi·20h100 liralık su harcayıp 200 ₺ fatura ödüyoruz 150 liralık elektrik harcayıp 300 ₺ fatura ödüyoruz 200 liralık doğalgaz harcayıp 500 ₺ fatura ödüyoruz 350 liralık akaryakıt alıp 600 ₺ ödüyoruz Harcadığımız her şeye bir ortak daha var ama kim olduğunu bilmiyoruz

Gül Şahin@Glahin02683116·7hNiye şaşırdınız ki, İlhami Balı,yı Ankara Anadolu otelin süitinde ağarlayan milli ihanet teşkilatı başkanımız Hakan Fidan değil mi ?

Alican Uludağ · 19hDün Ankara’da Gar katliamı davası vardı. Duruşmada eşleri ile birlikte Suriye’ye giderek IŞİD’e katılan 4 kadın tanık olarak dinlendi. Kocaları onlarca kişinin öldüğü katliamlara imza attı. Onlar da eşleriyle birlikte örgüte katıldı, örgütsel eğitim aldı. Ama 4’ü de tutuksuz.

Gül Şahin·33mİlker Başbuğ’un Ergenekon’dan tutukluluğu sona erip çıktığında ona ilk “geçmiş olsun” diye telefon açanın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu biliyormuydunuz? Kozmik odanın açılma emrini onun verdiğini.. Ve odaların açılmasından hemen sonra bir çok evrakın yakıldığını ? Günaydın. Bu nasıl bir mantık @cihangirislam siyasi kararların kurbanı olmuş bir topluluk olduğunu bilerek yine siyasi bir yaklaşımla mağdurlara iyilik mi etmiş oluyorsunuz ? Bu nasıl bir algıdır ? 15 Temmuz’un ortaya çıkması için ayağa değil doğruları itiraf edecek yüreğe ihtiyaç var !

cihangir islam · 15h15 Temmuz Darbe Girişimi’nin, FETÖ’nün siyasi ayağını ortaya çıkartmak amacıyla bütün siyasi partiler ortak çaba göstermeli. Öncelikli olan darbe ve FETÖ ile ilgisi olmayan, OHAL’in gadrine uğramış, soruşturma ve mahkemelerden aklanmış masum insanlar acilen işlerine döndürülmeli.

Kemal Karanfil·Feb 131-Herkim ki, Türkiye Cumhuriyeti yasaları yerine, merdiven altı yasaları millete dayatıp anayasal hakları kullanmayı suç sayıyor ve dava konusu ediyorsa, bu kişiler, devlet makamlarına sızmış ORGANİZE BİR SUÇ ÖRGÜTÜDÜR. Bkz.3713 TMK md.1,TCK md.1 Anayasa nın başl vd.Hükümleri… YargıPaketi AdilOlsun demek isterim Fakat, Lohusa ve yeni doğum yapmış kadınların bebekleri ile tutuklandığı, 18 lik masum öğrencilere, çocuklarını teslim ettikleri öğretmenlerin zindanlara tıkılmasına, ülkenin yağmalanmasına ses çıkarmayan bu güruhtan ülkeye hiçbir hayır gelmez.

Akın İpek · Feb 13Dava dosyasını yayınladım… Defalarca açıkladım. Şunu merak ediyorum??? Nasıl bir zihniyet, hayatında suç işlememiş yaşlı bir kadının yüzüne bakarak; Kendisine, evladına, kardeşine ve yeğenlerine ömür boyu hapis cezaları isteyebilir… Verebilir??? Kim bunlar???

İnsanlara “soru çaldınız”diye iftira edenler bunun adına ne deniyor

Mülakat skandalı !

KPSS puanı 85 olan adaya 60 mülakat puanı verilip elendi; KPSS’si 60 olan mühendis adayına ise 90.4 mülakat puanı verilip başarılı sayıldı..

Sürgün Binbaşı·3h. @ahbapplatformu KHK’lılardan gelen yardım taleplerini geri çeviriyormuş. KHK’lı olduğunuz için size yardım edemeyiz diyormuş. Doğru mudur @haluklevent?

HULUSİ AKAR, SADATÇININ TALEBESİ ÇIKTI

Darbe yapacak diye Umit Dundar’a Sedat Peker ve Veli Kucuk cok guvendikleri icin gelismeleri Amsterdam Gladyo merkezinden izlemeye karar verdiler. Korkaklarin cesuruz soylemi bitti. Erdogan bu su misali; kivrim kivrim Akar ya! Bir yanda Akan benim bir yanda SAKAR ya! Bulmacadir))

Putin’e guveniyorum; Trump kadar artist ama aptal degil. Erdogan’in altini guzel oyuyor. Suleyman Soylu’da basarili bir ETO Truva atti. Kemal Eskintan mukemmel terorist. Hakan Fidan basarili tefeci. Yalniz Sufi serce oldugu kadar kartaldir; iki kusunda eti yenmez. Sufi yer sizi)) Erdogan’in Libya projesinde kullandigi darbeci Balyozcu ETOcuden kahraman cikartmak Cuneyit Özdemir’e mahsus bir gazeteciliktir. Bu pasa orkinos ve kalkan baligi kacakciligi yapiyor ve Erdoğan’a haracini veriyor; asla dokunmuyorlar.Hem vergide vermiyor; business kacak Libya harap

Image

Sufi’nin heryerde kusu vardir. Serceler dunyada bol bol bulunur. Ailesi mafyadan bir veledi sakird yapalim dedik Ali Bayramlidan. Gurcu Azeri basimiza ejderha kesildi; Turk okulu mezunu. Iyilik yap kotuluk bul misali. Erdogan’in beni canli istedigini soyluyor. Kemal capsiz MITci! Sufyan ve MIT’in itleri 15 temmuzda rol almis bazi itlerini Moskva’ya kacirdi ve Iran merkezli bir nifak pesinde Rus istihbarati ile tezgah kuruyorlar.

Grup Yorum·Feb 12Bizler bu halkın sadece müzisyeni olmayı reddediyoruz. Bizler ahlakın, onurun, namusun, yaratılan devrimci değerlerin simgesiyiz. Bu yüzden kavganın tam ortasındayız, bu yüzden ölüm orucundayız. #UzatinEllerinizi

Image
Emekli olur olmaz Genel kurmay istihbarat başkanı ve Deniz Kuvvetleri istihbarat başkanı soluğu Apo’ya çiçek veren Perinçek’in yanında alıyorsa ülke oturup iyice düşünmeli!!! Bu ülkede terör neden bitmiyor, kimin eli kimin cebinde!!

Erdogan ve ETOculer ikili oynuyor. Ne NATO; ABD’den vazgeciyor ne Putin; Rusya’dan. Istihbarat satisi icin pazarlik ediyorlarmis… Ne tür yamyam bunlar?

Image
Afrika’da bilinmeyen bir insan türünün DNA’sına rastlandı… Turkiye’de insan turu olmayan zombilerden bol miktarda var. Afrikalilar gelsin; bizdeki turunun son ornegini gorsun. Parti pirtisina bakmayaraktan hepsi fasist ve ayrimcilik yapan soykirima seyirci bir zalim barbar ve yamyam turu. Insan eti yiyor; etobor. Orgut bile kurabiliyor.

Erdogan’in aile vakiflari ve CHPli derneklerden baska sozde hayir kurumu kalmadi. Hayirseverler hayrinin hirsizlarin kasasina gitmesini istemiyor ve guvenmiyordur. Yardim edenler ise siyasi ve ticari bir getirisi; ranti varsa yardim ediyor. Allah rizasi yok. Sevabi da yoktur… Şimdi ; “ bir daireye 750 tane seçmen kaydeden” Muhtar .. Hac’ca gittiğinde , Şeytan’mı muhtarı taşlayacak.. Yoksa muhtar’mı şeytanı

euronews Türkçe · 22hTÜSEV 2019 Hayırseverlik Raporu: Dini saiklerle yapılan yardımlar, 2004’ten beri sürekli düşüyor

Image
Hazine, Kütahya’daki havalimanı için 205 milyon euro garanti ödeyecek… 1.2 milyon yolcu garantisi mi verdiniz gerçekten? Kütahya’nın nüfusu kaç?

Man davasinda Erdogan’in 5 yas kucuk kardesi Mustafa Erdogan’in ceza odedigini veya cezaya carptirildigini duyan var mi? Kilicdaroglu; belgeli gercek olmasina ragmen niye CHP kasasindan Erdogan’a tazminat odedi? Neyin diyeti ve bedelidir? CHP niye esirdir? 15 temmuzla alakalidir. Erdogan’in kaybettigi Cargill davasinda CHPli avukatlar zafer kazandik diye naralar atti. Ancak Erdogan; seker fabrikalarini beles Cargill’e peskes cekerek zaten fazlasiyla Reza Zarrab diyetini odedi millet kesesinden. Halkbank davasi bu nedenle ertelendi. Trump istedigini aldi. Erdogan’in kaybettigi davalarda hangi cezayi odemis ve hangi yaptirimi var? Erdogan’in kazandigi davalarda ise CHP; Kilicdaroglu yerine MAN gercek olmasina Rahman ceza o dedi. Haksiz rekabet var gibime geliyor. Kopek olan hukuk Sufyan lehine calisiyor. Hic bir magdur kazanamiyor. Erdoğan’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na açtığı ve kararı kesinleşen dava sayısı: 21 Erdoğan’ın kazandığı dava sayısı: 3 Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazandığı dava sayısı: 18 Erdoğan: Kılıçdaroğlu yalan siyaseti yapıyor. Davaların hepsini kazanıyorum.

Mehmet Alkan·Feb 13Utan Turkiyem! Şehit Murat Ataş’ın eşi Sezen Ataş’a Bursa 2.Ağır Ceza Mahkemesi teröristlikten 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verdi. Türk milletinin bir ferdi ve şehit kardeşi olarak Türk Milleti adına verdiğiniz utanç vesikası bu kararınızı kabul etmiyorum. Yazıklar olsun…

Bacim sen yanlis degilsin. Elifsin. Seni yargilama cureti gosteren fislemeci soykirimci sebeke utansin. Akil mantik almiyor. Bu vatani kurtarma bu vatan icin sehit olursan seni saymayiz ve esini teror orgutu yapariz diyen bir Gladyo ile mucadele ediyoruz. Gozyaslarimiz kurudu… Deyin ki; ‘ülkemiz yaklaşık 50 yıldır terör yargılaması yapıyor. Binlerce yüksek mahkeme ve ağır ceza kararı var. Siz hiç benim profilimde bir teröriste rastladınız mı? Eşini terörle mücadelede şehit verip terör örgütü üyesi olan bir insan daha gördünüz mü?’ Bu onlara yeter..

Sezen Ataş · Feb 12Yarın ki mahkememe dair savunma düşünüyorum ek olarak ne söylicem diye…Şu yaşıma geldim vatanıma ihanet etmek aklımın ucundan dahi geçmedi.Silahlı terör örgütüyle suçlanacak tek bir faaliyetim olmadı.Bir nefes yakınımdaki Canımı şehit vermişim. Sosyal medyada mesaj atan herkese de teşekkür ediyorum. Keşke ülkemin tarihine böyle bir dava ve ceza geçmeseydi.Hiç bir suçlama ve ceza benim gerceğimi değiştiremez. Şehit eşinden ,ailesinden terörist çıkmaz.Kara lekeyi kendi alınlarına yazdılar.

Utan Turkiyem! Şehit Murat Ataş’ın eşi Sezen Ataş’a Bursa 2.Ağır Ceza Mahkemesi teröristlikten 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verdi. Türk milletinin bir ferdi ve bir gazi olarak Türk Milleti adına verdiğiniz utanç vesikası bu kararınızı kabul etmiyorum. #UtanTürkiyem

Pelin Emenir·Feb 13Bu vatan uğruna canını veren ŞEHİT MURAT ATAŞ’ın eşine 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verildi. Bugünkü karar tarihe ve kararı verenlerin alnına bir kara leke olarak düştü. HÜKMÜNÜZ HÜKÜMSÜZDÜR

Olmayan orgutun siyasi ayagi olmaz; zira siyasi bir parti degildir; uluslararasi kriterlerde ve global olcekte NGO deniyor. Fasist Egemen Teror Orgutu ise ulkemizde Yenicag yazarindan CHP’ye MHP’den AKP’ye kadar tum kibirli White Turk klasin mason localarinda uye oldugu orguttur!

Image
Hic utanmadan birde haberiyle ajitasyon yapmislar. Sanki kendi fisleme marifetleri degil bu soykirimcilarin? Edepsizler.. 24.07.2015 tarihinde kına gecem 25.07.2015 tarihinde düğünüm vardı. 04.10.2016 tarihinde 8 aylık hamileyken eşim Murat Ataş (Diyarbakır/Lice) terör operasyonunda ŞEHİT oldu. Dört yıl sonra evlilik yıl dönümümde terör suçlamasıyla gözaltı ve soruşturma geçirdim.

Av. Levent MAZILIGÜNEY·Feb 13Ben şehit emaneti eşlere ve çocuklarına bu muameleyi reva görenlerden değilim. Silah arkadaşlarımın emanetlerinin her koşulda yanındayım. Devlet aklı nerede, geleneklerimiz, vefa duygumuz nerede?

Sezen Ataş·Feb 13Acı olan şu ki ceza veren savcı ve hakimler şehit olurlar ise eşlerine ve çocuklarına: “merak etmeyin devlet size sahip çıkıcak.” diyemeyecekler.Ülkenin bütün kutsallarını yıktılar.Ayrıştırmadıkları şehit aileleri vardı onu da böldüler …

Gül Kaya·Feb 12Cemaatin erkeklerini aldiniz yetmedi bayanlarini aldiniz yetmedi yaslilarini aldiniz yetmedi hamileleride aldiniz allah belanizi versin

Image
GÜNDEME BOMBA GİBİ DÜŞEN BİR HABER! İdlib’te şehit olan askerlerden ikisi cemaatle ilişkili olduğu gerekçesiyle fişlenen askerler! Suriye’de ön saflara fişlenen askerler gönderiliyor

Orhan Uğuroğlu · 22hYeniçağ yazım 14 Şubat 2020 – SORUYORUM: Başbuğ gibi Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davalarının mağdurları olan ya da “silah arkadaşları” olan askerler neredeler? FETÖ’nün siyasi ayağının peşine haklı olarak düşen Başbuğ’u neden yalnız bırakıyorlar?

“FETÖ Borsası” tartışmasına ilişkin bazı savcıların ismi geçiyor.

İlk olarak eski AKP Milletvekili Şamil Tayyar’ın dile getirdiği bu kavramla ilgili para karşılığında cezalardan kurtulma formülünün devreye girdiği söyleniyor.

Gazeteci Can Özçelik’in “FETÖ Borsası” adlı kitabında bu konuya ilişkin bazı detaylar yer alıyor.

Odatv’nin aktardığına göre, İzmir’de yapılan bir soruşturmada gözaltına alınan isimlere ve ilişkilerine dair iddialarda bir savcının adı geçiyor.

Buna göre, 2018’de gözaltına alınan Çağrı D. ve Murat O. adlı reklamcılar bir savcının adını kullanarak “FETÖ”den yargılananlardan para koparıyordu.

Can Özçelik kitabında; İzmir’deki o savcının ismini resmi ifadelere dayanarak, Okan B. kısaltmasıyla veriyor.

Odatv haberinde, “FETÖ borsasında adı geçen o savcı Okan Bato mu?” sorusu yöneltiliyor. ODATV MI OKAN BATO’YU YÖNETİYOR…

Ramazan F. Güzel·Feb 13O kadar acılar birikti ki.. O kadar çok kayıplar! Geride kalanlar ayrı çekiyor, Uzaktakilere ayrı bir dert.. Hangi birini çizeceksin, diyeceksin! * Günlerdir dişlerimi sıkmaktan azı dişlerim sallanmaya başladı, ağrısı durdurmuyor. Bitirmem gerekenler var, Bu ağrıya ne iyi gelir?

Image

Kitaptaki iddiaya göre; Çağrı D., savcı Okan B.’ye “Dayı” diyordu.

İfadesinde savcıya “Dayı” değil “Ağabey” dediğini söyleyen Çağrı, savcının da kendisine “yeğenim” diye hitap ettiğini anlatıyordu.

Yine Çağrı D.’nin anlatımlarına göre savcıyla ailecek görüşüyorlardı ama işlerine müdahale etmesi ve savcının adını kullanması mümkün değildi…

Image

Gülen cemaatine yönelik İzmir soruşturmasında ismi geçen iş insanı Ahmet Küçükbay’ın oğlu Akif Küçükbay ise şunları kaydediyordu:

“Şirketimize kayyum atandığı için doğal olarak zor bir süreçten geçiyordu. Yine bu süreçte hiç gerek yokken kayyumlar tarafından reklam şirketlerine yüksek meblağlarda reklam verilmesi yönünde irade oluşunca, daha önceden de babam tarafından piyasada savcı Okan B.’nin yeğenleri olarak bilinen Çağrı ve Murat isimli şahısların sahibi oldukları söylenen reklam şirketine reklam verileceğini duyunca, bizim şirketin ayçiçek yağı üzerine faaliyet gösterdiğini, bu kadar yüksek meblağlı reklam verilmesine ihtiyaç olmadığını ısrarla dile getirmeme rağmen, kayyum heyeti tarafından ‘Yukarıdan talimat bu şekilde’ denilerek iki sözleşme daha yapıldı.”

Bahtımıza iki güzel insan düştü

FİKRET KAPLAN | Samanyoluhaber

İnsanlık için… Hak ve hürriyetler için… Daha özgür ve yaşanılır bir dünya için… verdikleri mücadelelerle değer kazanmış nice büyük edipler, sanatçılar ve dava adamları var ki güzellikleriyle süslüyorlar tarihin en muhteşem sayfalarını. 

Onlar, haksızlık karşısında dik duran başlarıyla kalplerde yükselmiş ve tutundukları ümitleriyle insanların gönlünde kıyamete kadar taht kurmuşlar.  
Ruhi enginlikleri ve fikri zenginlikleri ile tanınmış bu insanlar içinde bizim de bahtımıza iki güzel sima düşmüş… Onlar canlı birer kitap gibi konumuzun en sadık şahitleri: Bediüzzaman Said Nursi ve M. Fethullah Gülen Hocaefendi… 
Yüksek mefkureleri, yaşadıkları çağı düşünüp söylemeleri, sadelikleri, insani enginlikleri, vefaları, dostlarına bağlılıkları, iffetleri, tevazuları, mahviyetleri, istiğnaları…ve diğergamlıkları… dillere destan onların. 
Dış görünüş itibarıyla sade görünen bu güzel insanlar, gerek düşünce hayatlarında, gerekse aksiyonlarında sahabenin izdüşümü birer karakter sergilemişler ahirzamanda… Med-cezirler yaşayan insanlığa güvenli bir liman olmuşlar bu felaket ve helaket asrında. Yüklenmişler bütün bir insanlığın derdini, kederini… dünya ve ukba saadetini…   Bencilliğin en çılgın dönemini yaşadığı, dünyanın en bunalımlı, en karanlık ve en sıkıntılı günlerden geçtiği bu çok talihsiz zaman diliminde ümit tüten eserleriyle bu iki büyük simayı bize lütfetmiş Yüce Yaradan…  
İnsanlığa hizmet anlamında feleğin kemer bağladığı yüzlerce dava adamı vardır. Aylar güneşler hep onların meclisine ve hikmet dersine koşmuştur. 
Asr-ı Saadet’ten sonrası taksimde, bizim hissemize en çalımlıları düştü. Onlar sadece bir mahalleye, bir şehre veya bir millete değil, bütün insanlığa gönderildiler. Onun için himmetleri daha büyük, davaları daha kapsamlıdır. Onları bulanlar buldu, bilenler bildi… Bilmem ki biz tanıyabildik mi onları?
İşte Bediüzzaman’ın dünyada son günlerini yaşadığı şu zaman dilimi öteden beri hep o büyük Üstad’a vefanın yıldönümü olmuştur… Bugün bir kere daha onu hayırla yad ediyoruz… 
Ta^rih denilen ma^zi derelerinden uzanan telsiz telgrafla bizimle konuşan koca Üstad, “Henien leküm” sadana cevaben “Henien leke, henien leke” diyoruz…“Helal olsun sana, helal olsun sana!”

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
O asrımızda Sa’d b. Muaz gibi yaşamış… İnsanlar arasında, dağ başlarında, zindanlarda…ama hep ötelerin yamaçlarında nefes almış. 
‘Sen ismini ‘Bediüzzaman’ yazıyorsun. Lakap övmeyi ima eder.’ diyenlere:‘Övmek için değildir. Kusurlarımı, özürlerimi, mazeretimi bu ünvan ile ibraz ediyorum. (ilan ediyorum). Zira bedi, garip demektir. Benim ahlakım, suretim gibi… ve üslub-u beyanım, elbisem gibi gariptir, muhaliftir. Görenekle revaçta olan muhakeme ve üslupları, benim üslûp ve muhakememle kıyas ve mihenk itibar yapmamayı bu ünvanın lisan-ı haliyle rica ediyorum. Hem de muradım, ‘bedi’ acip demektir.” (Hutbe-i Şamiye’nin Zeyli) diyen Çağın Mükemmel İnsanı Bediüzzaman Said Nursi… 
Son asır insanının kendisine muhtaç ve medyun olduğu Büyük Çilekeş… Bir dağ başında unutulup gitsin diye 1925’lerde Barla’ya sürgün edilen… bir kır bekçisiyle görüşmesi bile çok görülen… hapishanelerde ve hücrelerde yaşamaya zorlanan büyük dava adamı… 
Eser yazmaması için alınmış her türlü tedbir. Fakat o büyük mücadele insanı, bütün engellemelere rağmen işlemiş eserlerini sigara kâğıtlarına, tahta parçalarına… Ve o varidat, bir yolunu bulup gelmiş bizlere bugün.   
Sahabenin yakaladığı o saf ruha ulaşmak için hem dünya hem de ukba hayatını feda etmiş o… ‘Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum.’
Bütün ömrü harp meydanlarında, esaret zindanlarında yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçmiş.  Çekmediği cefa, görmediği eza kalmamış. Bir cani gibi muamele görmüş Divan-ı Harplerde … Bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollanmış…  
Defalarca zehirlenmiş… Türlü türlü hakaretlere maruz kalmış… Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bıraktığı mirası asrımızdaki sinelere taşımak için 28 sene çile çekmiş o güzel insan…
İstanbul’u işgal eden düşman başkumandanının, Şeyhülislâm ve bir kısım hocaları kandırıp birbiri aleyhine sevk ederek ülkenin mağlûbiyetine zemin hazırladığı bir sırada Hutuvât-ı Sitte eserini neşredip o kumandanın dehşetli plânını kırmış…Geri çekilmemiş asla o eli kanlı düşman kumandanının idam tehdidine karşı… Ankara reisleri o hizmeti için onu çağırdıkları hâlde Ankara’ya gitmemiş bu mücadele esnasında … 
Sibirya’da esarette iken Rus’un başkumandanının idam kararına da ehemmiyet vermemiş… Nasıl abdest alabilirim derdine düşmüş… 
31 Mart Hâdisesi’nde onca kargaşaya ve tehlikeye rağmen askerlerin karşına geçip itaate getirmiş sekiz taburu bir nutukla… Divan-ı Harb-i Örfî’de mahkemedeki paşaların pencereden iplerde sallanan bedenleri gösterip:
“Bak Sen de mürtecisin, şeriat (hak ve hukukun üstün olduğu bir hayat) istemişsin?” diyerek onu da darağacıyla tehdit etmelerine karşı, idama beş para kıymet vermemiş yine. ‘Alın bu da kefenim olsun diyerek fırlatmış sarığını Hurşit Paşa’nın suratına…“Eğer meşrutiyet bir fırkanın baskısından ibaret ise bütün cin ve ins şahit olsun ki ben mürteciyim ve şeriatın bir tek meselesine ruhumu feda etmeye hazırım!” 
Ve mahkemeden idam kararı beklenirken hakkında beraat kararı verilmiş… Onlara teşekkür etmeyerek mahkeme kapısından itibaren “Zalimler için yaşasın Cehennem!.. Zalimler için yaşasın Cehennem!” diyerek zulmü yüksek sesle haykırmış yollarda…
Ankara’da başkanlık makamında bütün mebusların huzurunda hakkı hiç çekinmeden söylemiş… Ne onlara ne de üç dehşetli kumandana karşı korkmuş ve dalkavukluk yapmış… 
Onca düşmanlığa, kine ve nefrete rağmen sürgün edildiği altı ilde asayişin ihlâline dair bir tek suçu kaydedilmemiş…  Islah etmiş mahpusları hangi hapishaneye girmişse… Dünyanın rütbelerine hiç ehemmiyet vermemiş… Şefkatinin şiddetinden masumlara zarar gelmemesi için zulüm ve sıkıntılara kendisini feda etmiş…

Bediüzzaman farklıdır devrindeki bütün alimlerden…
Bediüzzaman sadece bir kısım imani meseleleri anlatan, bir kısım sorulara, şüphe ve tereddütlere cevap veren ham sofu bir hoca değildir. Küfrün küfranın ortalığı alıp götürdüğü, anarşinin insanlığı iki büklüm ettiği bir dönemde, milleti sadece halkayı zikirlerle, hatme haceganlarla bir yere getirme peşinde değildir. 
Gerektiğinde etrafına bir anda beş bin kişiyi toplayıp büyük bir orduyla mücadele eden milis albayı… savaş madalyası sahibi ender birkaç kişiden biri… 
İsyancıları yatıştıran müthiş bir sağduyu…
‘Her müşkil soruya cevap veren…’ eşsiz bir alim…
Tiyatroyu, gazeteyi, sanatı, edebiyatı, felsefeyi…dünyayı çok iyi bilen bir entellektüel… 
Hürriyeti, özgür yaşamı… hak ve hukuku herkesten daha fazla savunan benzersiz bir aktivist… Katon’dan, Campanella’dan, Dostoyevski’den… bildiğimiz herkesten çok öte bir hürriyet tutkunu…
‘Ekmeksiz yaşarım; ama hürriyetsiz yaşayamam!’ dememiş kimse onun sevda derecesindeki bu mücadelesi için…   
Faust’un şeytanla olan oyunu gibi de değil onun hikayesi… Çok gerçekçi ve şeytanı yakıp kül edecek harika bir galibiyetle süslü münâzarası…   
Ama ne yazık ki, dünya bu gözle bilmiyor ve tanımıyor hala çağın bu harika insanını… Anne Frank’ın defterini tanıdığı kadar bilmiyor Bediüzzaman’ın davasını… insanlığa olan sevgi ve hoşgörüsünü…  
Halbuki o, hem Museviyet hakikatinin… hem Îseviyet ruhunun… hem de Muhammediyet gerçeğinin en önemli temsilcisidir bu asırda… Ve bu alanlarla ilgili çok geniş dairede insanlara hitap eden bir hizmet sevdalısıdır. 
Bu uğurda otuz yıllık hapis yıldırmamış onu… Onlarca sene dağlarda yalnız bırakılması ve hiç kimsenin yanına sokulmaması da onu ümitsiz kılmamış. 
“Aylardan beri şu ormanda, ormancılar da ormana gelmediklerinden, bu dağın başında yapayalnızım.” sözleri yankılanmış tarihin kör, sağır, dilsiz vicdanlarında. 
Bir hayat boyu “garîbem, bîkesem, nâtuvanem, alîlem, zelîlem..” demiş, fakat daima eğilmeyen bir baş, bükülmeyen bir kamet olarak kalmış…
Onda ileri bir seviyedeki hak ve hakikati anlatma aşkı hiç bitmemiş… İ’lâ-yı kelimetullah da bulunma gayreti kor gibi yakmış içini… 
İnsanlığa hizmette ondaki cehd, himmet, meşguliyet ve dava şuurunu ifade etmede sözcükler yetersiz kalır…  En ağır ve olumsuz şartlar altında Risaleleri yazmış, tashih etmiş, onları çoğaltıp her tarafa dağıtmış… 
Talebe yetiştirmiş, yaka-paça olmuş ehli dünya ile… hapishanelerde gezmiş-dolaşmış…ama manevi hayatını hiç aksatmamış… yaz-kış..gecelerde, göz kamaştıran bir huşû ile sabaha kadar ubudiyette bulunmuş… 
‘Gel bir tarikatın başına geç, zamanın İmam-ı Rabbani’si ol.’ diyen basiret sahibi bir zata (Esad Erbili):
‘Evet, bu müesseseler mübarek müesseselerdir, fakat ben önümüzdeki yıllarda korkunç bir tehlike görüyorum ki, iman ciddi bir tehlikeye maruz kalacak, bütün himmeti imanı ikame etmeye sarf etmek, iman uğruna mücadele vermek lazım’ demiş. Sahabe mesleğinin tam anlamıyla ihyası Bediüzzaman’la olmuş… 
‘Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men eder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zalim bir cebbar, en hunhar bir düşman kumandanı olsa tezellül etmem. Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım. Beni zindana atar yahut idam sehpasına götürür; hiç ehemmiyeti yoktur.’ “Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse zındıkaya ve dalâlete teslim-i silâh edip vatan ve millet ve İslâmiyet’e hıyanet etmem! Kur’ân hakikatlerine feda olan bu başımı zalimlere eğmem!” demiş… Haykırmış mahkeme heyetine…
Ve işte yine bir mahkeme önünde o müthiş savunmasıyla Bediüzzaman:
‘Bu Said, Emirdağ’da gizli çalışmış, asayişe zarar vermek fikriyle orada bir kısım halkları zehirlemiş. Yirmi adam da etrafta onu medhedip hususi mektuplar yazdıkları gösteriyor ki o adam inkılâp ve hükümet aleyhinde gizli bir siyaset çeviriyor.” diyerek emsalsiz bir adavet ve ihanetlerle iki sene hapse sokmak ve hapiste tecritle ve mahkemede konuşturmamakla sıkıntı edenler, ne derece haktan ve adaletten ve insaftan uzak düştüklerini vicdanlarına havale ediyorum…
Hiç mümkün müdür ki; böyle haddinden yüz derece ziyade herkesin sevgisine mazhar… ve bir nutukla binler adamı itaate getiren… 
Bir makaleyle binlerle insanı İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti’ne dahil ettiren.. ve Ayasofya Camii’nde elli bin adama takdirle nutkunu dinlettiren bir adam, üç sene Emirdağ’da çalışsın, yalnız beş-on adamı kandırsın ve âhiret işini bırakıp siyaset entrikalarıyla uğraşsın, yakın olduğu kabrine nurlar yerine lüzumsuz zulmetler doldursun… Hiç kabil midir? Elbette şeytan dahi bunu kimseye kabul ettiremez!…
Ben şahsım itibarıyla hiç hayatımda görmediğim bu âhir ömrümde ve gurbetimde şiddetli ihanetler ve damarıma dokunduracak haksız muameleler sebebiyle yaşamaktan usandım. 
Zorbalık altındaki serbestiyetten dahi nefret ettim. Size bir dilekçe yazdım ki; herkese muhalif olarak ben beraatimi değil, belki cezalandırılmamı talep ediyorum ve hafif cezayı değil, sizden en ağır cezayı istiyorum. Çünkü bu emsalsiz, acîp, zulmî muameleden kurtulmak için, ya kabre veya hapse girmekten başka çarem yok. Kabir ise intihar caiz olmadığından ve ecel gizli olmasından şimdilik elime geçmediğinden, beş-altı ay (şimdi on yedi ay oldu. Aynı hâl devam eder) hücre hapsinde bulunduğum hapse razı oldum. Fakat, bu dilekçeyi masum arkadaşlarımın hatırları için şimdilik vermedim.
Ben nefs-i emmâremi elimden geldiği kadar kendini beğendirmeye çalışmaktan, şöhret-perestlikten, övünmekten men’e çalışmışım ve şahsıma ziyade hüsn-ü zan eden Nur talebelerinin belki yüz defa hatırlarını kırıp çürütmüşüm. “Ben mal sahibi değilim. Kur’ân’ın mücevherat dükkânının bir bîçare dellâlıyım (ilan edicisiyim).” dediğimi hem yakın dostlarım hem kardeşlerimin tasdikleriyle ve işaretlerini görmeleriyle ben, değil dünyevî makamları ve şan u şerefi şahsıma kazandırmak, belki mânevî büyük makamlar mesela bana verilse de fakat hizmetteki ihlâsıma nefsimin hissesi karışmak ihtimaline binaen korkarak o makamları da hizmetime feda etmeye karar verdiğim ve fiilen de öylece hareket ettiğim hâlde…Acaba kendi razı olmadığı ve kendini lâyık bulmadığı hâlde başkalarının onu medhetmeleriyle o bîçareye bir suç şüphe edilebilir mi?
Hem iddianameden, hem uzun tecritlerimden anladım ki bu meselede en ziyade şahsım nazara alınıyor ve şahsımı çürütmek maksat görülmüş. Güya şahsiyetimin idareye, asayişe, vatana zararı var. Ve ben de din perdesi altında dünyevî maksatlar güdüyormuşum, bir nevi siyaset peşinde koşuyormuşum.
Buna karşı, size bunu katiyetle beyan ediyorum:Bu evham yüzünden, benim şahsiyetimi çürütmek suretinde Risale-i Nur’a ve bu vatana ve bu millete fedakâr ve kıymettar olan şakirtlerini incitmeyiniz. Yoksa bu vatana ve bu millete manevî büyük bir zarar, belki bir tehlikeye vesile olur. 
Bunu da size katiyen beyan ediyorum:Şahsıma tahkir ve ihanet ve çürütmek ve işkence, ceza gibi ne gelse Risale-i Nur’a ve şakirtlerine benim yüzümden zarar gelmemek şartıyla, şimdiki mesleğim itibarıyla kabule karar vermişim. Eğer bu bîçare masumlar benimle beraber bu meselede hapse girmeseydiler, mahkemenizde pek şiddetli konuşacaktım.
Siz de gördünüz ki; iddianâmeyi yazan, bin dereden su toplamak gibi, yirmi otuz senelik hayatımda, gizli ve gizli olmayan bütün kitap ve mektuplarımdan, demagojisiyle ve kısmen yanlış mânâ vermesiyle… benim şahsiyetimi çürütmek istiyor. 
Size ihtar ediyorum! Fâni ve kabir kapısındaki çürük şahsımı çürütmeye ihtiyaç yok ve bu kadar ehemmiyet vermeye de lüzum yok. Fakat Risale-i Nur’a mücadele edemezsiniz ve etmeyiniz. Onu mağlûp edemezsiniz. Mücadelede millet ve vatana büyük zarar edersiniz. Fakat şakirtlerini dağıtamazsınız. Çünkü Kur’ân hakikatlerinin muhafazası yolunda kırk-elli milyon şehit veren bu vatandaki geçmiş ecdatlarımızın torunlarına bu zamanda Kur’ân hakikatlerinin muhafazası ve Âlem-i İslâm’ın nazarında eskisi gibi dindarâne kahramanlıkları terk ettirilmeyecek. Zâhiren çekilseler de o hâlis şakirtler, ruh u canıyla o hakikate bağlıdırlar… 
Haşirdeki büyük mahkemeye bir dilekçedir. Ve ilâhi dergâha bir şikayettir. Ve bu zamanda temyiz mahkemesi ve istikbaldeki gelecek nesil ve darülfûnunların münevver muallim ve talebeleri dahi dinlesinler. İşte bu yirmi üç senede yüzer işkenceli musibetlerden on tanesini, Âdil-i Hâkim-i Zülcelâl’in adalet dergâhına şikayet ederek takdim ediyorum…
Ben kusurlarımla beraber bu milletin saadetine ve imanının kurtulmasına hayatımı vakfettim. Ve milyonlarla kahraman başların feda oldukları bir hakikate, yani Kur’ân hakikatine benim başım dahi feda olsun diye bütün kuvvetimle Risale-i Nur’la çalıştım. Bütün zalimane sıkıntılara karşı İlahi yardım ile dayandım. Geri çekilmedim.
Hangi kanunla, hangi vicdanla, hangi amaçla, hangi suçla bizi ağır ceza ve pek ağır ihanetler ve tecritlerle mahkûm ediyorsunuz? Elbette haşirdeki büyük mahkemede sizden sorulacak.’

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *